Keler Balıkları ve Gitar Balıkları Nasıl Canlılardır?

Keler balıkları; Rajiformes, takımındaki (üç familya Rojoidea ile beraber), büyük bir üst familyayı oluştururlar. Gerçek keler balıkları veya Rejidae en büyük familyada 120'den fazla farklı tür vardır. Rajoids, boyları 25 cm ile 2.1 m ve aynı şekilde büyüyerek ağırlıkları 90 kg olabilen Dipturus cinsi üyeleri, cüsseleri bakımından değişiklik gösterirler.

Gerçek keler balıklarının göreceli olarak uzun ve sert burun ve somakları, onlara oldukça üçgen görünüş verir ve bu görünümleri ile daha yuvarlak dış hatlara sahip yumuşak burunlu keler balıkları familyası için bir ayırt etme noktası oluştururlar. Üçüncü gurup, bacak keler (Anacanthobatidae familyası) balıklarından oluşur. Gövde profilleri, Rajidae grubundakilere benzer fakat iki parçaya ayrılan pelvik yüzgeçlerinin anterior loplarının çok ayırt edici özelliklerine de sahiptir. Bu ön kısımları, bu balıklar yiyecek bulmak için somakları ile deniz dibindeki kumları kazdıkları deniz dibinde dolaşırken onlara yardımcı olan açıkça ayak, diz ve baldırları ile bir bacağın şekline benzer. Bacaklı keler balıklarının başka bir özelliği, Rajidae grubunun üyelerinde görülebilen çıkıntıları olmayan göreceli olarak dar bir kuyruğa sahip olmalarıdır.

Dünyadaki Keler Balıkları

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bulunmamalarına rağmen, kutuplarda ekvatora kadar uzanan bölgelerde geniş bir küresel dağılımı vardır. Bireysel türlerin gerçek doğal yaşam alanları, oldukça kısıtlı olma eğilimindedir. Örneğin, Kaliforniya keler balıkları (Raja inornata), sadece ABD'nin batısında bulunur. Gerçek keler balıkları, ekvatora daha yakın yerlerde sayıları epeyce artan derin su türleri ile 3000 m kadar derinliklerde bulunabilen diğer familya üyelerinin aksine, sığ sularda yaşarlar.

Kabuklular ile solucanlar dahil hepsi deniz yatağında çoğunlukla omurgasız hayvanlarla beslenirler. Balıklar, genellikle beslenmelerinde diğer keler başlıklarından daha az öne çıkarlar. Diğer vatozlarla kıyaslanırsa, keler balıkları, erkek ve dişilerin ayırt edilmeleri gayet kolaydır çünkü dişilerle karşılaştırılınca yukarıdan bakıldığı zaman, erkeklerin şekilleri, daha uzun bir disk şeklindedir. Erkekler bu diskin üst yüzeyinde çiftleşirken kullandıkları dikenler geliştirme eğilimindir fakat genellikle keler balıkları, iğnelerinde hiç zehir yoktur ve bunun sonucu göreceli olarak savunmasızdırlar.

Gitar Balıkları ve Akrabaları

Gitar balıkları, (Rhinobatidae familyası), diken sırtlılar (Platyrhinidae familyası), için de aynı durumun söz konusu olduğu gibi bir müzikal enstrümanı andıran belirgin bir gövde biçimine sahiptirler. Rhinobatoidea üst familyasının akrabalarında kafa, daha dar ve daha az yuvarlak olup gittikçe incelen bir yapıya sahiptir. Bu yüzden bu balıkların bazıları, dev gitar balıkları (Rhinidae familyası) gibi, takoz/kama balıkları olarak da tasvir edilirler. Bu familyaların akrabaların üyelerinde, gövdelerinin şekli göz önüne alınmaksızın, iki tane göreceli olarak öne çıkmış sırt yüzgeçleri mevcuttur. Bu sırt yüzgeçleri dikkat çekici bir şekilde uzamış gövdeleri boyunca uzanırlar. Bu görünümleri ile de, diğer vatozlardan daha çok testere balıklarına benzeme eğilimindedirler.

Kama/takoz balıkları, suyun dibinde gizlenerek hareketsiz kalmaktan ziyade vakitlerinin daha çoğunu yüzerek harcayan göreceli olarak güçlü kuyruklarıyla genellikle aktif yırtıcı balıklardır. Biraz köpek balıklarına benzemelerine rağmen, diğer keler/rina balıkları ile olan ilişkileri, yüzme esnasında daha belirgin olur. Çünkü onların gövdelerinin kenarına boylu boyunca iliştirilmiş olan geniş göğüs yüzgeçleri, keler/rina balıklarına benzer biçimde hareket ederler. Bütün gitar balıkları, yarı tropikal bölgelerden ekvatora kadar değişen bölgelerdeki sahillerde yaşarlar.

ZD YouTube FLV Player

Kaynakça:
BBC John Dawes

Yazar: Tuncay Bayraktar



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı GURBET AYAZ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Keler Balıkları ve Gitar Balıkları Nasıl Canlılardır? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Pardus’ta Bilgisayarlar Arası Bağlantı

Pardus’ta bilgisayarlar arası bağlantı için, krdc ve krfb uygulamaları kullanılır. Bunlar birbirini tamamlayan iki uygulamadır. Farkları, krfb bilgisayarımızı ağda bağlanılabilir hale getirir, krdc ise bağlantı işlemini gerçekleştirir. Uygulamalara, Synaptic Paket Yöneticisi ve Yazılım Merkezinden erişebilirsiniz.

Not: “K” harfinden anlaşılacağı üzere uygulamalar, KDE arayüzüne aittir. Arayüzlerin kendi uygulamaları bu şeklide ayrılır. Örneğin metin düzenleme editörü KDE’de Kwrite, Gnome’da ise Gedit’dir.

KRFB ile Yapılacaklar

Öncelikle krfb uygulamasını başlatıyoruz;


Yeni bir davet oluşturmak için “Yeni Kişisel Davet” butonuna tıklıyoruz.


Eğer ağımızda bir bilgisayardan bu bilgisayara ulaşım verecek isek Makine kısmına bize ulaşabilmesini istediğimiz makinenin ip adresini veriyoruz. Bağlantı için Parola girip bu bilgiyi karşıdaki kullanıcıya aktarmalıyız.


Bağlantının ne zamana kadar süreceği bilgisini Bitiş zamanı kısmına girebiliriz. Örneğin; bilgisayarımıza 2 saatlik bir ulaşım imkanı sağlamak istiyorsak bu alana müdahale ederek bitiş zamanını ayarlayabiliriz.
Bu aşamaya kadar girdiğimiz bilgilerle bir davet oluşturulur ve krfb ana ekranında görüntülenir.


Yeni E-posta Daveti ile de yapılan bu paylaşımı mail olarak istediğimiz kişiye gönderebiliriz.


Yeni davet ekle butonu ile birden fazla makinaya farklı zamanlarda ulaşım imkanı verebiliriz. Eğer bu şekilde davet oluşturmadan heran ve herzaman bilgisayarımızı uzaktan erişime açmak istiyorsak, bu işlemi Ayarlar > Masaüstü Paylaşımı Uygulamasını Yapılandır butonu ile güvenlik sekmesinden Davet edilmemiş bağlantılara izin vererek yapabiliriz.


Ayrıca bağlantı yapılırken sizden izin alınmasını ve bağlananların masaüstünüze müdahalesini de bu ekrandan ayarlayabilirsiniz.

KRDC ile Yapılacaklar

Krdc uygulamasını açıyoruz. Krfb ile oluşturduğumuz bağlantı (bağlantılar) karşımıza gelecektir. Ekranda görülen bağlantının üzerine sağ tıklayıp bağlan diyoruz.

Krfb ile biraz önce tanımlama yapılan bilgisayara bağlantıya izin verme onayı (Aşağıda) gönderilecektir.


Onay verildikten sonra bağlantı gerçekleşecektir. Üst panelden yeni bağlantı, tam ekran, ekran görüntüsü alma, izleme yapabilir bağlantıyı kesebilirsiniz.

Ayarlar > KRDC Uygulamasını Yapılandır’a tıklayıp bağlantıyı anımsatma gibi işlemleri yapabiliriz.


Windows’ta ki masaüstü bağlantısından(mstsc) daha gelişmiş yapı sunulmuş. Bize de kullanmak düşüyor.

Kaynakça:
1-https://www.pardus.org.tr/web/dadas/home/-/blogs/krdc-ve-krfb-ile-bilgisayarlar-arası-baglantı-yapmak

Yazar: Ömer Çakmak



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı AYDAN DEĞER yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Pardus’ta Bilgisayarlar Arası Bağlantı başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Hamilelikte Cep Telefonu Kullanımına Dikkat!

Doğmamış bebekler üzerinde cep telefonunun etkileri konusu, yıllardır tartışma konusu olmuştur. Çoğu doktor hamile kadınların cep telefonu kullanımına sınırlama getirmeleri gerektiğini savundular. Ama bu gerçekten gerekli mi, haydi bakalım.

Bugünün dünyasında cep telefonu olmadan bir hayat hayal etmek gerçekten zor. İnsanlar dünyanın geri kalanı ile bağlı kalmak için bu inanılmaz teknolojik buluşa ihtiyaç duyuyor. Cep telefonları istediğiniz an, istediğiniz yerde istediğiniz kişiyi arayıp bire bir konuşma imkanı sağlıyor. Teknolojinin çözebileceğinden daha fazla sorun yarattığı söylenir; aynı durum cep telefonları için de geçerlidir. Yoğun cep telefonu kullanımı özellikle yaşlılar, çocuklar ve hamile kadınlarda çeşitli sağlık sorunlarına yol açmıştır.

Hamilelikte Cep Telefonu Radyasyonuna Maruziyet:

Doğmamış bebekler üzerinde cep telefonlarının zararlı etkileri konusunda oldukça tartışma olmuştur ve birçok tıbbi uzman yaygın cep telefonu kullanımının, doğmamış bebeklerin daha sonraki aşamalarında çeşitli davranışsal sorunlara neden olduğunu iddia etmiştir. Bu raporlar muhtemelen insan sağlığı üzerinde cep telefonlarının kötü etkilerini saptamak için yapılan ilk tıbbi deneylerdir. Ancak çeşitli araştırmalara göre cep telefonu radyasyonunun, doğmamış çocukların sağlığı üzerine kötü etkilerini kanıtlayabilen hiç bir bilimsel veya belgelenmiş kanıt yoktur.

Tıp uzmanları hala cep telefonlarının doğmamış çocuk için zararlı olup olmadığından emin değiller. Ancak bebek bekleyen bir anne için böyle hassas zamanlarda daha dikkatli olmak akıllıca olacaktır. Bebeği güvenli tutmak için gerekli tüm önlemlerin alınması şarttır. Cep telefonları iyonize olmayan elektromanyetik radyasyon olarak bilinen, belirli bir tür radyasyon veya radyo dalgaları yayarlar. Televizyon, bilgisayar ve mikrodalga fırın gibi evde bulunan hemen hemen her elektrikli cihaz belirli bir tür radyasyon yayar. Bununla birlikte cep telefonu radyo dalgaları doğada oldukça yumuşaktır. Dünyadaki her cep telefonu yaydığı radyasyon düzeylerine göre değerlendirilir. Bu değerlendirme, SAR (Specific Absorption Rate) değeri olarak bilinir. SAR değeri cep telefonu kullanıldığında, cep telefonu kullanıcısının vücudu tarafından emilen radyasyon miktarını bildirir.

Telefon tarafından yayılan radyasyon miktarı, doğrudan sinyalin gücü ile ilgilidir. Sinyal ne kadar güçlüyse yayılan radyasyon o kadar azdır. Dolayısıyla hamile kadınlar telefonlarını kullandıkları zaman tam sinyal alımı olması önemlidir. Bazı bilim adamlarının hala bu konu ile ilgili karışık görüşleri bulunmaktadır. Cep telefonu kullanımıyla ilgili kafanızda sorular oluştuysa bu konuyu doktorunuzla da konuşabilirsiniz. Her gün cep telefonu kullanmamak ve onlarsız yaşamayı öğrenmeye çalışmak gerçekten zor olacaktır özellikle de cep telefonları olmadan bir hayat düşünemeyen çalışan kadınlar için. Ancak bu sağlığınızla ilgili bir durum olduğundan güvenli olmanız üzgün olmanızdan iyidir.

Sonuç olarak her şey size kalmış. Yoğun cep telefonu kullanımının bazı destekçileri ve bazı eleştiricileri olacaktır. Henüz belgelenmiş bir kanıt bulunmadığından zor bir karar sizi bekliyor. Eğer bu konuda karışık düşünceleriniz varsa, bizim tavsiyemiz bu konuyu doktorunuza danışmanız yönündedir.

Kaynakça:
http://www.buzzle.com/articles/do-cell-phones-harm-unborn-babies.html

Yazar: Tülay Arsoy



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı CENK ERMİŞ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Hamilelikte Cep Telefonu Kullanımına Dikkat! başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Mitoloji Nedir? Nasıl Oluşmuştur?

Mitoloji kelimesi sözlükte; 'Bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane birikiminin ve bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp, inceleyen ve sınıflandıran çalışmalar bütünüdür' şeklinde açıklanmaktadır. Genel olarak bir açıklama yapmak gerekirse mitolojiler efsanevi olaylardır.

Mitolojiler daha çok; tanrıları, kahramanlıkları ve doğaüstü varlıkları kendilerine konu olarak seçmişlerdir. Birçok mitolojide konu bir ülkenin veya devletin kuruluşu ve açıklanması muhtemel olmayan doğa olaylarıdır. Genel olarak bir şeyin nasıl yaratıldığı veya nasıl meydana geldiği gibi konuları içerir.

Efsaneler ilk çıktıklarında sözlü iken daha sonralarda kaleme alınmış ve ölümsüzleştirilmişlerdir. Çoğunlukla geleneksel sözlü anlatım yoluyla ozanlar ve rahipler aracılığıyla günümüze kadar gelmişlerdir. Mitolojiler objektif bir doğruluk taşımazlar.

Mitolojilerin Oluşumları
Yazarlar arasında kesin bir uzlaşma noktası bulunmasa da, kimi yazarlar mitolojinin yaşanmış ve unutulmuş olaylar bütünü olduğunu düşünürler, kimisi tamamen bilinçaltı ve hayal gücüne dayalı olduğunu düşünürken kimi yazarlar ise toplumların kaynak bulma ihtiyaçlarını sömüren dini ve siyasi liderler tarafından teşvik edilip oluşturulduğu kanaatindedirler.

Çeşitli Mitolojiler
Mısır Mitolojisi: Eski Mısır tarihi boyunca devlet birçok tanrı değiştirmiştir. Öyle ki her köyde farklı bir tanrıya inanılmıştır. Bazen bu tanrılardan birisinin ismi değiştirilip farklı köylerde bu tanrıya tapmaya başlamışlardır. Mısır tarihindeki en ünlü tanrılar Osiris, karısı İsis ve oğulları Horus'tur.

Mısırlılar, Osiris'in öldükten sonra dirileceğine inanıyorlardı. Bu nedenle insanlarında öldükten sonra dirileceğine inanırlar ve mezarlarını görkemli bir şekilde inşa ederlerdi. Büyük piramitler güçlü kralları için yaptıkları mezarlardır. Mısırlılar, öldükten sonra dirilişe inandıkları için her mezarın içine yiyecek, ev eşyası, giysi ve çeşitli araç-gereçler koyarlardı. Kralların mezarına ise bunların yanı sıra dirildikten sonra onların hizmetini görmeleri için küçük heykelcikler koyarlardı.

Roma Mitolojisi: Romalılar doğadaki ve evdeki her şeyde yaşayan bir kutsal ruh
olduğuna inanırlardı. Örnek vermek gerekirse tarımın her evresini bir tanrı inşa etmekteydi. Bir tanrı toprağın sürülmesinden, bir tanrı ekimden diğer bir tanrı ise hasattan sorumluydu. Her evi de bir tanrının koruduğuna inanırlardı.

Romalılar, Yunanlılar ile karşılaştıktan sonra tanrılarına insan özellikleri vermeye başlamışlardır.

Yunan Mitolojisi: En önemli tanrısı Zeus'tur. Dünyayı ve gökleri onun yönettiğine inanılırdı. Zeus'un erkek kardeşi Hades ölülerin dünyası olan yeraltını ve diğer kardeşi Poseidon ise denizi yönetmekteydi.

Zeus, Hera ile evliydi ve çocuklarının her birinin ayrı bir tanrı görevi vardı.

Hephaistos: Demirciler Tanrısı
Apollon: Güneş Tanrısı
Artemis: Ay Tanrıçası
Athena: Savaş ve Akıl Tanrıçası
Afrodit: Güzellik Tanrıçası
Ares: Savaş Tanrısı
Dionysos: Şarap Tanrısı
Henres: Tanrıların Habercisi idi.

Eski Yunanlılar tanrıların, insanların davranışlarını yönettiklerine inanırlardı. Ayrıca tanrıların sık sık normal insanlarla ilişki kurduklarına ve bazı ünlü kahramanların bir tanrı ve bir ölümlüden doğduğuna inanılırdı.



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı BENGİSU KAZDAĞ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Mitoloji Nedir? Nasıl Oluşmuştur? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Fiat Freemont ve Özellikleri

Chrysler – Fiat ortaklığının bir sonucu olan Fiat Freemont sonunda Kasım ayı itibariyle ülkemizde de satışa sunuldu. Fiat Freemont mükemmel tasarımıyla ve üstün donanım özellikleriyle çok dikkat çekici ve cezbedici bir duruşa sahip. Ülkemizde daha yeni satışa sunulmuş olmasına karşın, Fiat Freemont ülkemizde yaklaşık 1 haftalık zaman diliminde 160 adetlik satışı gerçekleştirebildi. Bundan önce de Fiat Freemont diğer ülkelerde ki başarılı satış grafiğiyle dünyaya kendisini kabul ettirmişti.

Öte yandan Fiat Freemont tasarım açısından Dodge Journey modeliyle arasında çok az fark bulunduruyor ve tamamen Journey modelinin şasisi üzerine inşa edilmiştir. Tasarım olarak Dodge markası baz alınarak dizayn edilmiş olan Fiat Freemont modeline Fiat markasının katkısı ise motor bölümünde olmuş. Birçok Fiat modelinde de başarıyla kullanılan ve güç/yakıt verimliliği konusunda çok iyi performans sağlayabilen Fiat’ın Multijet motoru Fiat Freemont modeline de entegre edilmiş. Dilerseniz Türk otomotiv pazarının bu yeni oyuncusunu daha yakından tanıyalım. Yazımızda Fiat Freemont ve Dodge Journey arasında ki benzerlik ve farklılıklara da sık sık değineceğiz.

Dış Tasarım
Fiat Freemont SUV sınıfına ait bir tasarımı benimsiyor ve Dodge Journey modelinin yolunu takip eden bir tasarıma sahip. Dodge Journey kuzeniyle aynı kasa yapısına sahip olan Fiat Freemont’u Dodge Journey’ den ayıran çok büyük tasarım farklılıkları yok aslında. Freemont’ a bakınca Journey’i, Journey’e bakınca Freemont’ u anımsamak hiçte zor olmuyor. Aynı kasa şekline ve tasarıma sahip olsalar da her iki modeli birbirinden ayıran birkaç istisna da yok değil. Mesela ön tasarımda yapılan birkaç değişiklik sayesinde Fiat Fremont’u Dodge Journey’ den ayırmak nümkün olabiliyor. Örnek olarak aracın ön tasarım şeklini vermek mümkün. İlk bakışta hiçbir değişiklik fark edilmiyor olsa da aracın ön panjurunda ki değiklik bariz şekilde iki aracı birbirinden ayırır nitelikte.

Dodge Journey modelinde ön panjurun üzerinde artı şeklinde şeritler yerleştirilmiş olsa da Fiat Freemont modelinde alt alta dizili iki şerit kullanılmış. Dodge markasının simgelerinden birisi olan artı şerit şekli Fiat Freemont modelinde kullanılmayarak aracın bir Dodge modeli gibi görünmesini engelliyor ve öndeki Fiat logosuyla beraber bir Fiat aracı olduğunu adeta ilan ediyor. Buna ek olarak Fiat Freemont modelinin ön tasarımında Dodge Journey modeliyle bir farkı bulunmuyor. Her iki araçta da kullanılan tampon aynı şekilde tasarlanmış.

Bu tasarımla beraber her iki modelde SUV sınıfının araçlarını gösterir nitelikteler. Altıgen şekilli ön radyatör ızgarası ve plastik çerçeve aracın agresif karakterini yansıtıyor. Radyatör ızgarasının hemen altına konumlandırılmış  olan ön difüzör sayesinde ise hem aracın karakteristiği vurgulanıyor hemde şık bir spor görüntüsü veriyor. Hemen yanlara yerleştirilen ve plastik çerçeveyle kaplanmış olan sis farları da bu mükemmel tasarımı tamamlar nitelikte. Her ne kadar her iki modelde de aynı tampon kullanılmış olsa da, bu yeni tampon şekliyle beraber her iki aracında çok modern ve karakteristik bir görüntü sergilediği su götürmez bir gerçek. Diğer yandan Dodge markasının çoğu aracında kullanılan ön kaput tasarımı Fiat Freemont modelinde de kullanılmış. Aracın aerodinamik açıdan havayı yönlendirmesini sağlayan bu kaput tasarımı aracın ayrıca daha güzel görünmesine de büyük etki ediyor. Arabaya daha agresif bir görüntü katan ön kaput ayrıca aracın genelinde de olduğu gibi sert ve dayanıklı bir  görüntü de veriyor. Bu tasarımla beraber aracın sağlamlığının da ön plana çıkması sağlanıyor.

Öte yandan her iki aracın ön ve arka far tasarımlarında da herhangi bir değişikliğe gidilmemiş olunmakla beraber Fiat Freemont ve Dodge Journey modellerinde LED özellikli farlar kullanılmış. Öte yandan aracın cam tavanı da mevcut olarak sunuluyor. Böylelikle gün ışığından daha fazla yararlanılabiliyor ve gece yolculuklarında ise güzel bir görsel şölen imkanı sunulmuş oluyor. Fiat Freemont modelinde ayrıca tavan rayı da mevcut. Bu özellik sayesinde uzun yolculuklar için daha fazla bagaj hacmi sağlanabilir veya bisiklet benzeri araçları taşımak daha kolay hale getirilebilir. Bu özelliğiyle Fiat Freemont bir SUV aracından beklenilebilecek özellikler sağlıyor. Raylar Fiat Freemont modelinin çoğu yerinde rastlanan Krom maddesinden yapılmış. Ayrıca tavan rayı özelliği Dodge Journey modelinde de sunuluyor.

Fiat Freemont modelinin arka bölümünün tasarımı da Dodge Journey’ le büyük benzerlikler içeriyor. Her iki modelde de aynı dizayna sahip bir tampon  kullanılmış. Arka bölümün tasarımında gösterilebilecek tek değişiklik Fiat Freemont modelinde tek egzoz sisteminin kullanılmış olması. Prestijli bir şekilde egzozun ucu Krom olarak tasarlanmış. Araçta Krom detaylara çokça yer verilmiş. Aracın daha prestijli görünmesini sağlayan bu detaylar için Fiat Fremont üst düzey donanım paketi olan AWD Lounge paketinin alınması gerekiyor.

Fiat Freemont modelinde 17″ büyüklüğünde alaşımlı jantlar sunuluyor. Aracın görüntüsüne büyük etki yapan bu jantlar Urban versiyonun da standart olarak sunuluyor. Eğer 19″ büyüklüğünde ki saten boyalı jantları istiyorsanız üst donanım paketini alabilirsiniz. Bu da cebinizde yaklaşık 15.000 TL gibi bir eksilme yapacaktır. Bunun yerine daha karlı bir çözüm olarak ortalama 5.000 TL gibi bir fiyata kendiniz başka yerlerden jant alabilirsiniz. Böylelikle hem 10.000 TL cebinizde kalır hem de kendi zevkinize uygun zengin bir yelpazeden jantlar seçmiş olursunuz. Tabi burada paketi alıp almamak sizin seçiminize kalmıştır. Diğer yandan Fiat Freemont modelinin uzunluklarına gelecek olursak, aracın önden arkaya489 cmgibi büyük bir uzunluğu bulunuyor. 7 kişilik olan araçtan bu uzunluktan daha aşağı bir boyut beklemekte yanlış olurdu zaten.188 cmgenişliğe sahip olan aracın, SUV sınıfına yaraşır şekilde172 cm’ lik de bir yüksekliği bulunuyor. Dış tasarımı itibariyle bu özelliklere sahip olan Fiat Freemont modelinin dilerseniz bir de iç tasarımına göz atalım.

 İç Tasarım
Fiat Freemont modelinin iç tasarım özellikleri de hemen hemen Dodge Journey modeliyle aynı Analog olarak tasarlanmış takometreye ek olarak sürüş esnasında sürücüye araç ilgili gerekli bilgileri veren küçük bir ekran da entegre edilmiş. Aynı şekilde şık ve fonksiyonel bir direksiyon tasarımı mevcut. Fiat markasının genel tasarımıyla dizayn edilmiş olan direksiyon deri kaplamalı-AWD Lounge Paketi- ve bir çok işlevi kontrol etmek için farklı tuşlarla donatılmış. Direksiyon üzerinden müzik sistemi gibi işlevler çok rahatça kontrol edilebiliyor. Bunun haricinde Fiat Freemont modelinde sunulan donanım listesi oldukça uzun.

Dikkat çekici ve fonksiyonel bir orta konsola sahip olan aracın kontrol ünitesi olarak oldukça büyük ve dokunmatik özelliğe sahip 8,4″ lik bir bilgi ekranı kullanılıyor. Medya oynatma/internet/navigasyon işlemleri büyük ekranı sayesinde kolaylıkla yapılabiliyor. Güzel bir özellik olarak aracın navigasyon sistemi Türkiye  yollarına da destek verebiliyor. Böylelikle kaybolma gibi riskler de ortadan kalkıyor. Ayrıca kontrol ünitesinin büyük ekranı sayesinde aracı sürerken navigasyon cihazına fazla odaklanmak da gerekmiyor. Bilindiği gibi bazı araçların kontrol üniteleri küçük olabiliyor ve bu küçük ekran da yol bulmak zorlaşabiliyor, Hele ki uzağı görememe şikayeti olanlar için bu durum çok can sıkıcı bir hal alabilir. Ancak Fiat Freemont modelinin bu güzel ekranıyla birlikte bu kötü durum çok kolay bir şekilde düzeltilebilir. Fiar Freemont modelinde dokunmatik ekrana ek olarak daha başka teknolojik özellikler de çokça kullanılmış. Bunlardan bir birisi de Bluetooth sesli kontrol sistemi.

Ford markasının modellerinde de kullanılan bu özellik sayesinde aracın bazı fonksiyonlarını ses ile yönetebilmek mümkün. Bazı lüks araçlarda da görmeye alışık olduğumuz bu özellik sayesinde sürücünün sürüş esnasında ellerini kullanmasına ihtiyaç duyulmuyor ve böylelikle yol konsantrasyonu da bozulmamış olunup daha güvenli bir sürüş imkanı sunulabiliyor. Öte yandan Fiat Freemont modelinde USB ve AUX girişleri de standart olarak sunuluyor. Çeşitli medya dosyalarını(fotoğraf, müzik, video gibi) USB sayesinde araca aktarabilmek mümkün. AUX girişi sayesinde de M3 Player vb. bir cihazınızda bulunan müzik parçalarını aracın hoparlör sisteminden dinleyebilirsiniz. Fşat Freemont modelinde oldukça yeterli bir hoparlör sistemi sunuluyor. Alpine marka ses sistemiyle donatılı olan araç, yeterli seviyede 368 Watt güç verebilen bir amplifikatör sahip. Ve hatırlatmakta fayda var ki, bu Alpine ses sistemi donanımına sahip olabilmek için üst donanım paketi olan AWD Lounge paketini almak gerekiyor. Veya bu paketi  almak yerine kendiniz bir ses sistemi satın alabilirsiniz. Urban donanım paketinden 15,000 TL daha pahalı olan bu paketi almak yerine yaklaşık 2.000 TL veya daha yüksek ses gücüne sahip bir ses sistemi istiyorsanız da 3.000 TL gibi bir meblağ ödeyerek hem kaliteli hem de yüksek güce sahip bir ses sistemi satın alabilirsiniz. Burada seçim size kalmaktadır. Öte yandan Fiat Freemont modelinde dış tasarımda olduğu gibi iç tasarım da sık sık Krom kaplamalara rastlamak mümkün. Çoğu araba üreticisinin uyguladığı bu Krom taktiği sayesinde araç çok daha ilgi çekici hale geliyor.

Fiat Freemont modelinin orta konsoluna konumlandırılmış olan düğmeler yatay şekilde sıralanmış ve kolay bir kullanım olanağı sunmaktalar. Beyaz renkte tasarlanmış olan düğmeler aracın boylu boyunca uzanan tasarım çizgisinin bir parçası olacak şekilde hafif eğimli olarak tasarlanmış. Pratiklikten de ödün veremeyen aracın orta konsolunda bir eşya gözü ve iki şişe tutacağı da yerleştirilmiş. Aracın vites topuzu ve el freni ise kolay ulaşılabilecek bir şekilde tasarlanmış. Sürücü mahalli ve orta konsol tasarımında beklentileri karşılayan Fiat Freemont konfor konusunda da kendinden emin bir duruş sergiliyor.Aracın normal paketinde(Urban) 5 kişilik bir oturma düzeni bulunuyor. Üst donanım paketinde(AWD Lounge) ise 7 kişilik bir oturma düzeni sunuluyor. Fiat Freemont modelinin uzun şasisi sayesinde üç koltuk sırasında da rahatça yolculuk edilebiliyor. Rahatlıktan söz açmışken ikinci ve üçüncü sıra koltukları yolculuk pozisyonunuza göre ayarlayabilirsiniz. Araçta ayrıca ikinci sırada bir çocuk koltuğu da standart olarak sunuluyor. Fiat Freemont modelinin koltukları bağımsız özellikte oldukları için çeşitli şekillerde katlayabilme imkanı bulunuyor. Bagaj hacmini oldukça arttırabilen bu özellik sayesinde Fiat Freemont ticari bir araç gibi kullanılabilir. 7 koltuklu oturma düzeninde 145 dm3 olan hacim, ikinci ve üçüncü sıra koltuklar indirildiğinde ise 1461 dm3 gibi oldukça yüksek bir seviyeye getirilebilir.

Buna ek olarak Fiat Freemont güvenlik konusunda da beklentileri karşılıyor. Yan hava yastıkları standart olarak olarak sunulan araçta perde hava yastıkları da mevcut. Çeşitli yerler de bulunan bu hava yastıklarla Fiat Freemont yolcularını adeta sarıp sarmalıyor. ABS, ESP gibi özelliklere de sahip olan araç ayrıca Devrilme Önleyici Sistem (ERM) ve daha çok arazi araçlarında sunulan Römork Savrulma Önleyici Sistem (TSC) gibi özel sistemlere de sahip. Yani Fiat Freemont şehirli olduğu kadar arazi ruhuna da sahip bir araç. İç tasarım ve özellikleriyle beklentileri karşılayabilen Fiat Freemont motor konusunda da oldukça başarılı bir grafik sergiliyor. İsterseniz şimdi de aracın motor özelliklerine ve fiyatına bir bakalım.

Motor&Fiyat
Fiat Freemont modelinde Fiat markasının başarılı motoru Multijet kullanılıyor. Yakıt sarfiyatı konusunda başarılı bir motor olan Multijet sayesinde Fiat Freemont modelinin100 kmde yakıt tüketimi5,6 Litreile9,0 Litrearasında seyrediyor. Ayrıca Start/Stop özelliği de bulunan Fiat Freemont, şehir içinde ki dur-kalk tan dolayı oluşan yakıt sarfiyatını da önlüyor. Ayrıca Multijet motor Euro5 standartlarına uygun olduğu için Karbon Dioksit gibi çevreye zararlı olan gazların çevreye daha az salınması sağlanıyor. Bir SUV modeli olmasına karşılık Fiat Freemont modelinin ortalama Karbon Dioksit emisyonu km’de ortalama olarak 169-194 gramarasında. Böylelikle Fiat Freemont modeli çevreye karşı olan sorumluluklarını da yerine getirebiliyor. Buna ek olarak Multijet motoru sayesinde Benzin kullanıldığında da maksimum verim alınması sağlanabiliyor.2 Litrehacimli olan Fiat Freemont 170 beygir gücüne sahip. Ülkemizde sadece bu motor sunuluyor. Ayrıca AWD Lounge paketinde isminden anlaşılacağı üzere Dört Çeker Sistemi de kullanılabiliyor.

Fiat Freemont tasarım ve zengin donanım özellikleriyle başarılı bir model. Ülkemizde ki yakalamış olduğu başarılı satış rakamları da bunun bir göstergesi. Ancak Fiat Freemont çok satmış olsa da yine de çok yüksek bir fiyat etiketine sahip. Aracın en düşük donanım paketli(Urban Donanımı) modeli yaklaşık olarak 93.000 TL fiyatla sunuluyor. Üst düzey donanım paketi(AWD Lounge) modeli ise yaklaşık olarak 113.000 TL civarı bir fiyata sahip. Anlaşılacağı üzere paketler arasındaki fark oldukça yüksek. Ama her şeye rağmen Fiat Freemont başarılı ve üstün performansa sahip ve oldukça ilgi de çekebilen üstün başarılı bir model.

Kaynakça:
http://otomobil.milliyet.com.tr/fiat-freemont-turkiye-de-/yenimodel/haberdetay/08.11.2012/1623967/default.htm
http://www.fiat.com.tr/modeller/sayfalar/freemont.aspx?gclid=CPTp8PjE97MCFcG_3godYWsAEw
http://www.dodge.com/hostc/vsmc/vehicleSpecModels.do?modelYearCode=CUD201309

Yazar: İsa Gürbüz



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı SAFFET DEMİRTOLA yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Fiat Freemont ve Özellikleri başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Kellik Nedir? Kelliğin Nedenleri Nelerdir?

Kellik insanlarda meydana gelen saç kaybı ve saç azalmasıdır. Çoğunlukla başımızın üst tarafında kellik meydana gelmektedir. Ancak başımızın yanında vücudumuzun diğer kıl bulunan bölgelerinde dökülmeler meydana gelebilir.

Kelliğin Başlıca Nedenleri:

1- Stres
İnsanlarda günümüzde stres durumu artmıştır.Psikolojik olgulara dayanan stres insan vücudunu etkilemektedir.Bu etkileme sonucunda saç dökülme oranında hızlı bir artış görülmektedir.

2- Almış olduğumuz ilaçlar
İnsanların almış olduğu ilaçlarda saçlarımızı etkilemektedir.Özellikle B vitamini ağırlıklı ilaçlar örnek verilebilir.

3- Saça zararlı kozmik ürünler (jole vb.)
Belki birçoğumuzun kulladığı jole,briyantin gibi saç ürüleri şaç dökülmesini hızlandırmaktadır.Saça sertlik veren bu ürünler saçlarımızda bulunan keratin molekülünün yapısına ters düşmektedir.Doğal olarak saçlarımızda dökülmeler görülmektedir.

4- Demir,protein ve çinko eksiklikleri

5- Ateşli hastalıklar

6- Genetik

7- Anemi

ABD’nin Yale Üniversitesinde yapılan araştırmada göre Kelliğin nedenleri ve yeniden saç çıkması üzerinde duruldu. Bu yapılan incelemeler sonucunda derideki yağ  hücrelerinin saçın çıkması için gerekli olan kimyasalları içinde taşıdığı görülmüştür. Bunun üzerine deney yapılmıştır.

Fareler üzerinde yapılan deneyde bu tür yağ hücresi verilen farelerde, saç uzamasının hızlandığı tespit edilmiştir. Yale Üniversitesi araştırma grubu bu sonucu olumlu görmüş ve ilerde saç çıkarma amaçlı kullanılcağını ifade etmektedir.

Fareler üzerindeki bir başka deneyde sağlıklı bir fareden yağ hücresi alındı. Ve bu yağ hücresini üretemeyen başka bir fareye yağ hücresi enjekte edildi. Bunun sonucunda farede saç köklerinin 15 gün içerisinde oluşmaya başladığı görülmüştür. Çünkü yağ hücrelerinin saç oluşumu için gerekli olan kimyasalı diğer hücrelere oranla yaklaşık yüz kat daha fazla ürettiğidir. Bu şekilde saç hücrelerimizin %90 ına yakın kısmı tekrar harekete geçirilebilmektedir. Ancak bu yöntemin insanlar üzerinde nasıl sonuç vereceği halen araştırılmaktadır.

ZD YouTube FLV Player

 



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı LARA ATAK yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Kellik Nedir? Kelliğin Nedenleri Nelerdir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Doğum Lekeleri Geçmiş Yaşamımızın Bir İşareti Midir?

Doğum lekeleri gerçekten geçmiş yaşam deneyimleri ile mi ilgilidir? Geçmiş yaşam diye bir şey gerçekten var mıdır? Bu konuda bir çok önemli tartışma olurken, bu yazımızda bu konudaki bazı bilimsel araştırmaları ve sizi, bu işaretlerin geçmiş yaşamımızın birer haritası olabileceğine inandıracak bazı gerçek yaşam örneklerini açıklayacağız.

Bir Doğum Lekesi ile Belirlenen Yeniden Doğuş:

Tayland’ da yaşlı bir kadın, bir erkek çocuğu olarak yeniden dünyaya gelmek istiyormuş. Bu yüzden kızı yeniden doğuşunun bir sembolü olarak, beyaz bir macun ile onun ensesini işaretlenmiş. Yaşlı kadının ölümünden kısa bir süre sonra kızı, annesine yapılan işaretin aynısına sahip bir doğum lekesi taşıyan bir oğlan çocuğu doğurdu. Çocuk büyüdükçe eskiden büyükannesine ait olan eşyaların kendisine ait olduğunu iddia etmeye başladı.

” Dr Jim B. Tucker ve Jürgen Keil.
Psikoloji ve İnsan Cinselliği Dergisi (Journal of Psychology & Human Sexuality)”

Doğum lekesi gibi bilimsel ve genetik bir şey ile paranormal olarak kabul edilen bir olgunun bağlantılı olması kendi içinde çelişkilidir. Yukarıda daha önce belirtilen vaka “Virginia Üniversitesi Psikiyatri ve Nörodavranışsal Bilimleri”‘nde Profesör olan Dr. Jim B. Tucker tarafından yapılan 2.500 vakadan sadece bir tanesidir ve Dr. Ian Stevenson tarafından başlatılan geçmiş yaşamlar, reenkarnasyon ve yeniden doğum konularındaki araştırmaları devam ettirmektedir. Geçmiş yaşamlarını ve hatta nasıl öldüklerini hatırladığını iddia eden çocuklar hakkında bazı ilginç raporlar bulunmaktadır. Araştırmaya göre bu çocuklar geçmiş yaşamlarına dair hatıralarını konuşmaya başladıklarında yaklaşık 2-3 yaşlarında anlatmaya başlıyorlar. Ayrıca yeniden doğduklarını iddia eden bu vakaların büyük bir çoğunluğu (yaklaşık %70’i) geçmiş hayatları sırasında genç bir yaşta doğal olmayan ve şiddetli ölüme uğradıklarını iddia etmektedir. Bahsettikleri ortalama ölüm yaşı ise 28’ dir.

Dr. Jim B. Tucker, araştırması sonucunda bir çocuğun vücudundaki olağandışı doğum lekelerinin çocuğun geçmişteki hayatı ile bir bağlantısı olabileceği sonucuna vardı. Kaydedilen yeniden doğum vakalarının %20’si iddia ettikleri geçmiş yaşamlarında bulunanların aynısı olan doğum lekeleri ve defektlere sahiptiler. Peki, ya bu durum her doğum lekesinin bir anlamı olduğu anlamına mı geliyor?

Geçmiş Yaşam Deneyimleri ve Doğum Lekeleri: Bağlantı Nedir?

İnsanlarda doğum lekelerinin oluşumu oldukça yaygındır siyahımsı kahverengimsi, düz veya kabartmalı olabilirler. Ancak geçmiş yaşam vakalarında garip şekilli doğum lekeleri olduğu düşünülür. Örneğin, doğum lekesi bir yanık izine ya da bir yaraya benziyorsa belki de bu ruhunuzdaki bir işarettir. Önceki yaşamda gerçekleşen ölüm veya travma sonucunda oluşan duygusal veya fiziksel bir tür iz olan doğum lekeleri genellikle yaş geriletme hipnozu sayesinde bulunur. Sanki o kadar güçlü bir duygusal yara ya da hatıradır ki, bu yaşama kadar taşınmıştır. (Deborah Lindemann, C.H.T.)

Sıradışı lekelerin varlığı taşıyıcılarının çok ilgisini çeken bir çok gerçek hayat senaryolarına neden olmuştur. Bazı durumlarda bu lekelerin sahipleri geçmiş yaşamlarını hatırlamakta çok başarılı iken, bazı durumlarda profesyonel bir hipnoz uzmanının yardımı ile bu kişiler vücutlarındaki bu lekelerin önemini ve geçmiş yaşamlarını hatırlamaktadır. İlginç bir şekilde bazı vakalarda kişi eski anılarını hatırladığında bu lekelerin kendiliğinden kayboldukları iddia ediliyor. Ayrıca işaret ne kadar koyu ise travmanın o kadar yakın zamanda gerçekleştiği iddia ediliyor. İşaret ne kadar açık renk ise karma sırasında o kadar iyileştiği düşünülüyor. Aşağıda doğum lekeleri ve önceki yaşam deneyimleri hakkında bazı örnekler bulunmaktadır.

-Displastik nevus (atipik mol) olarak bilinen nadir bir doğum lekesinin zehirli bir okun neden olduğu bir yara ile benzerlik gösterdiğine inanılmaktadır. Eğer işareti dikkatli incelerseniz büyük boyutlu bir merkezi ben ve onu çevreleyen pigmentli halkadan oluştuğunu görebilirsiniz. Geçmiş yaşama inananlar bu benlerin, kişinin geçmiş yaşamda zehirli ok ile öldürülmüş olabileceğinin işareti olduğuna inanırlar.

-Şarap lekesi taşıyanların, önceki yaşamlarında çıkan bir yangın sonucu hayatlarını kaybettiklerine inanılır. Bu durum aynı şekilde yanık izlerine benzer kahverengimsi işaretleri olanlar için de geçerli olabilir. Buna ek olarak, yangın fobisi olan bir çok insan vardır. Herhangi bir mantıksal açıklama olmadan bir kişinin belirli korkular veya fobileri olması da, geçmiş yaşam deneyimleri ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir.

-“Heal Past Lives” web sitesine göre; deri çöküntüleri, tümörler, benler ve siğiller gibi bir kişinin vücudunda doğumdan beri mevcut olan işaretler, geçmiş yaşamdaki bir hastalık veya travmanın göstergesidir. Bir bakıma kişinin ruhundaki iyileşmeyen yaraları kişiye hatırlatmak ve bu karmik yaraların iyileşmesi yönünde kişiyi çalışmaya teşvik etmek için vardır.

-MD.Ian Stevenson bu konuda çalışmak için çok fazla zaman harcamış ve araştırma yapmıştır. Bulgularını “Reincarnation and Biology: A Contribution to the Etiology of Birthmarks and Birth Defects” kitabında toplamıştır. Kitabında örnek olarak bir bıçak ya da kurşunla yaralanarak ölen kişilerin tam olarak aynı yerde bir doğum izi taşıdıklarını iddia etmektedir. Ayrıca bu doğum lekelerinin bıçaklama veya kurşunla vurulma sonucu oluşan bir yara gibi göründüğünü düşünmektedir.

Sonuç olarak her doğum lekesinin, önceki yaşamla bağlantılı olması gerekmez. Ancak, değişik şekilli doğum lekelerinin geçmiş yaşamın göstergesi olduğuna inanan pek çok kişi bulunmaktadır. Bu konuda pek çok araştırma yapılmış ve hala yapılmaya devam etmektedir. Kesin bir sonuca ulaşılamadığından inanıp inanmamak diğer tüm paranormal olaylarda olduğu gibi kişinin kendi inancına kalmış bir durum.

Kaynakça:
http://www.buzzle.com/articles/are-birthmarks-related-to-our-past-life-experiences.html

Yazar: Tülay Arsoy



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı HARUN AKKUTAY yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Doğum Lekeleri Geçmiş Yaşamımızın Bir İşareti Midir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.

Şansölye Nedir, Kime Şansölye Denir?

Şansölye kelimesi tarihten bu yana başta Roma İmparatorluğu, sonrasında imparatorluğun mirasını yaşatan milletlerce devam ettirilen bir makamdır. Bu makam, geçmişte geniş yetkilere sahipken, günümüzde demokrasinin gelişmesiyle birlikte eskisi kadar olmasa da etkisini sürdürmeye devam etmektedir.

Şansölye makamını günümüzde en etkin kullanan devletler Almanya ve Avusturya’dır. Bugün başbakan olarak nitelendirebileceğimiz bu makam, her iki ülkenin yönetiminde pay sahibi olsa da aralarında yetki bakımından farklar vardır. Almanya’da şansölye ünvanına sahip kişi aynı zamanda hükümet başkanıdır ve bakanları seçme yetkisi olduğu gibi hükümet politikasını çizmekte de önemli pay sahibidir.

Yetkilerini göz önünde bulundurduğumuzda hükümetteki en güçlü kişidir; ancak protokolde devlet başkanı ve parlamento başkanından sonra gelir. Almanya şansölyesi Federal Meclis tarafından seçildiği gibi salt çoğunluğun sağlanması durumunda da görevine son verilebilir. Tabi bu durumun gerçekleşebilmesi için öncelikle göreve gelecek şansölyenin oy çokluğuyla seçilmesi gerekir.

Avusturya’da ise durum biraz daha farklıdır. Almanya şansölyesi ile kıyaslandığında yetkileri biraz daha sınırlandırılmıştır. Şöyle ki; burada şansölyenin hükümet politikasını belirleme yetkisi yoktur. Yasaya göre hükümetin diğer görevlileri ile denk statüdedir. Devlet başkanına bakanların görevden alınmasıyla ilgili teklif sunabilir.

Ayrıca şansölyenin ataması her ne kadar başkanın kendi kararı olsa da demokrasinin önemli bir parçası olan meclisin kararı da bu hususta etkilidir. Fakat bunun için meclisten herhangi bir onay alınması gerekmez. Almanya’da ise şansölye Federal Hükümet içerisinde bulunduğu makama seçimle gelen tek kişidir. Şansölye olacak kişi belli olduktan sonra yemin töreni ile birlikte resmen görevine başlar.

Şuan Almanya şansölyesi Angela Merkel’dir. Werner Faymann ise Avusturya Cumhuriyeti’nin şansölyesi olarak görev yapmaktadır.

Yazar: Ensar Türkoğlu



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı AYÇA SİVRİKAYA yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Şansölye Nedir, Kime Şansölye Denir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Ne Sitesi Açsam Da Çok Para Kazansam?

Ne sitesi açsam? sorusunu ben size sormayacağım. Aslında birçoğunuzun aklında bu soru var. Ne sitesi açsam da çok kazansam diye düşünüyorsunuzudur. Belki de birçok denemeniz olmuştur.

İnsanlar web sitelerini belirli amaçlar için açar. Para kazanmak, kişisel amaçlı ve kurumsal kimlik amaçlı açılır. Kurumsal firma sitelerinin bir kısmı e-ticaret yöntemiyle kazanmayı tercih ederken, bir başka kısmı da arama motorlarında sitelerini ön sıralara çıkartarak ürün satmayı ve bundan para kazanmayı hedefler. Az bir kısmı ise prestij ya da kanuni zorunluluk için açar.

Genel olarak gördüğünüz üzere web siteleri para kazanma amacı güder. Örneğin Google’ın sizi en iyi sonuçlara ulaştırmak için uğraşmasında tek bir neden var o da doğru sonuç veren bir arama motorunun bir zaman sonra çok kullanılan popüler bir motor haline gelmesidir. Böylece sponsor bağlantılarda reklam veren yayıncı da artacaktır. Google evimizdeki bir araç çantası gibidir. Kendimize çok yakın görürüz. Altında yatan bir gerçek var o da para.

Burada bahsetmeye çalıştığım hangi tür siteler açıp ne kadar kazanabileceğimiz değil. Site açanlarının amacının para kazanmak olduğu aşikar buna odaklı da yazmayacağım. Önemli olan ve değinmek istediğim konu: Webmaster olsun olmasın hepsi bir takım tutmayacak hayaller kurup siteler açıyorlar. Bu sitelerin açılış fikri ise sadece alan adı (domain). Düşünüyoruz ve aklımıza gelen ismi hemen aratıyoruz ve diyoruz ki: Aaa bu kimsenin aklına gelmemiş. Kesin tutar.

Proje ismi güzel olabilir ama ortada bir fikir yoksa malesef hiçbir önemi yok. Facebook.com eğer içerisinde sosyal ağ projesi olmasaydı sadece sıradan bir site olarak bilinecekti. Bu ismi belkide siz alacaktınız ama hiçbir işinize yaramayacaktı.

Fikir üretmen site adı alıp siteyi açıp buna içerikler ekleyerek insanların gelmesini,size reklam vermesini,Google Adsense reklamlarınıza tıklamasını ve sitenizi kulaktan kulağa yamasını bekleyemezsiniz. Beklemeyin. Aksi halde kesin bu site tutar diye bir site açarsınız. Tasarımına, kodlamasına para harcarsınız. Herşey mükemmel gözükür ama insanların vakit geçiremeyeceği bir proje olarak tarihe gömülü kalır.

O YAPMIŞ BEN DE YAPARIM
O yapmış bende yaparım tipinde olan insanlar ilk gördükleri hoşlarına giden sitenin aynı ya da benzer içeriği ile bir site yapıp para kazanma hayali kuran insanlardır. Bu tip fikirlerin batmasının nedeni de fikir kopyalamaya çalışmaktır. Bakın burda önemli nokta çalışmak. Bir kaç içerik ekleyip ziyaretçi beklemek yani tembellik yapmak size hiçbir şey kazandırmaz. Başka bir fikri kopyalasanızda üzerinde çalışıp emek verirseniz sizin sitenizin de kazançlı hale gelmesi mümkündür.

Çalışmadan başarı gelmez. 10-15 site açıp Google Adsense reklamınızı birilerinin tıklamasını beklemektense 1-2 site açıp emek vermeniz çok daha mantıklı olacaktır. Başarının sırrı disiplinli çalışmak ile başlar. Emek veren emeğinin karşılığını elbet görür.

Ne sitesi açsam diye düşünmeyi bırakın. İyi bir fikriniz var mı onu düşünün. Planlı olarak bu fikrinizi yürütebilecek misiniz onu düşünün. Vaktinizi ve paranızı boşa harcamayın.

Bu yazıyı yazmama neden olan kişi bana site tasarımını yaptırmak isteyen genç bir arkadaştı. Parasını harcayacağı projenin tutmayacağını ona açıkladım. Tutmayacak bir proje için de biriktirdiği birikimini harcamamasını söyledim. Ama normal de bu işi yapan insanlar işin maddi boyutuna bakar tutup tutmaması ya da kimin ne verdiğini önemsemeyebilir. Ben yol göstermeyi tercih ettim başkaları etmeyebilir de. O nedenle danışmak kavramının önemi burda ortaya çıkıyor.

Önemli bir fikriniz varsa bunu alanında uzman kişilere danışın. Tabi ki fikrinizi forum ortamlarında herkes ile paylaşın demiyorum. Ama uzman gördüğünüz ya da projesini beğendiğiniz kişilere uygun bir dille danışın. Eminim birçoğu size yardımcı olacaktır.

Yazar: Mehmet Emre Baş



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı ABDULKADİR ÖZERBAŞ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Ne Sitesi Açsam Da Çok Para Kazansam? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.

Halıdan Oje Lekesini Çıkarmak Mümkün Mü?

Oje kurudukça daha rahatsız edici bir hal alabilir. Oje lekelerinde genellikle anında müdahale etmek lekeyi çıkartmak için avantaj olabilir. Kuruyan bir oje lekesi ile baş etmek zordur.

Halılarınızın üzerine dökülen ya da bulaşan oje lekeleri için öncelikle asetona başvurabilirsiniz. Aseton saf olduğu sürece leke daha çabuk çıkabilir. Fakat saf aseton yıpratıcı ve renk açıcı olacağından katkılı asetonları tercih etmeniz daha doğru olabilir. Halıda oluşan oje lekesi için temiz bir havlu ya da kağıt havluya bir miktar aseton döküp lekenin üzerine koyunuz. Birkaç dakikada bir bu işlemi tekrarlamalısınız. Oje havlu tarafından emilmesi gerekir. Bu işlemi tekrarladıktan sonra halıdaki lekenin renginin solduğunu görebilirsiniz. Daha sonra temiz bir havlu ile tekrar ovalayarak asetonla tampon yaparak lekeyi temizleyebilirsiniz. Leke iyice açıldıktan sonra deterjanlı su ile bez yardımıyla silebilirsiniz.

Oje lekesini halılarınızdan çıkartmak için işlem yaparken halı üzerinde ovalamamaya dikkat ediniz. Lekenin yayılmasını engellemek için tampon hareketleri lekeyi çıkartmak için en doğru yöntemdir.

Yazar: Ensar Türkoğlu



Merhabalar 24 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı YAĞMUR KİRİŞ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Halıdan Oje Lekesini Çıkarmak Mümkün Mü? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Windows 7’de güvenlik açığı bulundu

Microsoft’un en yeni işletim sistemi şimdiden insanların beğenisini kazanmaya başladı ancak Hacker konferansında Windows 7’nin büyük bir açığı açıklandı.

VBootKit 2.0 adını taşıyan ve yanlızca 3 Kbyle’lık yazılım Windows’un ön yüklenmesi sırasında işletim sistemine bulaşıyor, Nitin Kumar konferansta yaptığı açıklamada bu küçük programcığın bilgisayarı tamamen kontrol edebileceğini  söyledi. Programın tüm bilgisayarı nasıl tam olarak kontrol ettiği henüz bilinmiyor ancak çözümü var, VBootKit bulaşmış bir bilgisayarı ancak işletim sistemini yeniden kurarak temizleyebiliyorsunuz. Henüz beta aşamasında olan Windows 7 için bu açığın kısa sürede kapatılması bekleniyor tehtidin büyümesi halinde bireysel kullanıcıların hatta Windows 7’ye geçiş yapan kurumların tüm değerli bilgileri büyük bir tehdit altında.



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı COŞKUN ERGUVAN yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Windows 7’de güvenlik açığı bulundu başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Biyogaz Üretim Prosesi ve Mikrobiyolojisi

Bir önceki yazımızda biyogazları tanıma yolunda ilk adımımızı atmıştık ilgili yazıya bu adresten ulaşabilirsiniz. Bu yazımızda ise teorik olarak biyogaz nasıl üretilir, hangi reaksiyonlar gerçekleşir öğreneceğiz.

Öncelikle şu gösterimle başlayalım:

Yandaki görselde 2 tane diktörtgen ve bir tane çember bulunuyor.

Grass denilen bizim hammaddemiz hayvansal veya bitkisel atıklar olabilir. Digestate yani sindirimin, öğütülmenin, karıştırılmanın yapıldığı yer. Burada hammadde olabildiğince homojen akıcı bir kıvama getirilir ki prosesimizde kolayca taşınsın, fermantasyona uygun hale gelsin. Bu bölüme Su, güneş ışığı ve karbondioksit gönderilir.

Biogas plant denilen kısım ise fermantasyonun gerçekleştiği yer. Burada aşağıda ayrıntılı bir şekilde anlattığımız gibi bakterilerin etkisi ile biyogaz üretimi gerçekleşiyor. Bu bölümden su ve karbondioksit geri alınır.

Energy kısmında üretilen biyogazdan enerji elde edilerek sindirim yapılan kısımda gereken enerjinin bir kısmı karşılanabilir.

1. Biyogaz Üretim Prosesi
Biyogaz üretimi, zeminin altında yer alan bir giriş tankına, organik atıkların ve artıkların doldurulması ile başlar. Tanka doldurulan hammaddeler, yeterli hızdaki bir akış ile fermantöre iletilir. Fermantör fermantasyonun gerçekleştiği bölümdür. Fermantöre ulaşan katı-sıvı hammaddede yer alan karbonhidratlar, proteinler ve yağlar bakterilerin etkisi ile karbondioksit, asetik asit ve çözülebilir uçucu organik maddelere çevrilir.

Daha sonra elde edilen uçucu yağ asitleri tekrar bakterilerin etkisi ile hidrojen ve asetik asite dönüşür. Son aşamada oluşan hidrojen ve asetik asit ürünümüze yani metana çevrilir.

Metan yani biyogaz, depolama tankında birikmektedir ve fermantörde yer alan biyogaz çıkışından alınır. Bu çevirme işleminden arda kalan artık maddeler  fermantörün atık çıkışından alınır ve başka bir tankta biriktirilir. Bu atık, biyogübre olarak adlandırılır ve tarımda kullanılabilir.

Biyogaz Üretimi Prosesinde Güvenlik
Yukarıda anlatılan proseste güvenlik için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır.
Bu prosesin doğru ve güvenli işlemesi için;

•  Sindireç tankına ışık girmemelidir.
•  Fermantörde yani sindireç tankında kesinlikle oksijen bulunmamalıdır.
•  Antibiyotik almış hayvanların atıkları retim tankına alınmamalıdır.
•  Deterjan içeren organik atıklar üretim tankına alınmamalıdır.
•  Yeni bakterilerin oluşturulması ve büyümesi için yeterli miktarda azot bulunmalıdır.
•  Üretim tankında pH 7,0 – 7,6 arasında olmalıdır.
•  Sindireç sıcaklığı 35 ºC veya 56 ºC de sabit tutulmalıdır.
•  Üretim tankında en az %50, optimum %90 oranında su olmalıdır.

2. Biyogaz Üretiminin Mikrobiyolojisi
Biyogaz üretimi sırasında fermantörde bakterilerin görevi çok fazladır. Biyogazın yani metanın hammaddelerden eldesinde üç aşama bulunmaktadır ve bu üç aşamada da bakteriler görev alır.

İlk olarak hammaddede yer alan, karbonhidratlar, yağlar ve proteinler fermantative ve hydrolytic bakteriler tarafından karbondioksit, asetik asit ve ana ürün olarak çözülebilir uçucu organik maddelere dönüştürülür. Daha sonra oluşan uçucu yağ asitleri, asit oluşturan bakteriler tarafından asetik asit ve hidrojene dönüştürülür. Son olarak metan oluşturan bakteri grupları devreye girerler ve metanı oluştururlar. Burada önemli olan metanın son aşamada iki farklı reaksiyonla oluşmasıdır.

İlk reaksiyonda :
Karbondioksit + Hidrojen gazı —-> Metan + Su
İkinci reaksiyonda ise önceden oluşan asetik asit reaksiyona girer:
Asetik asit —-> Karbondioksit + Metan

İlginç olan ilk reaksiyonda girenlerdeki Karbondioksit ikinci reaksiyonda ürünlerdedir. Yani bu iki reaksiyon bakteriler tarafından birlikte yürütülür. %30 oranında ilk reaksiyonla %70 oranında ikinci reaksiyonla metan üretimi yapılır.

Görev alan bakteri türlerinin optimum faaliyet sıcaklıkları ise şöyledir:

Sakrofilik Bakteriler: Optimum faaliyet sıcaklığı, 5- 25 °C
Mezofilik)Bakteriler: Optimum faaliyet sıcaklığı, 25- 38 °C
Termofilik Bakteriler: Optimum faaliyet sıcaklığı, 50- 60 °C

Aşağıdaki videoda da modern bir tesiste biyogaz üretimi anlatılmıştır, gayet anlaşılır bir şekilde anlatım yapılmış.

ZD YouTube FLV Player

Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı DİDAR DURMUŞ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Biyogaz Üretim Prosesi ve Mikrobiyolojisi başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Triptofan Nedir? Triptofandan Zengin Besinler Hangileridir?

Triptofan insan vücudu tarafından sentezlenemeyen bir amino asittir ve sonuç olarak, diyet yoluyla alınması gerekir. Bu durum triptofanı çok önemli bir amino asit haline getirir. Bu makalede triptofandan zengin gıdaların bir listesini vereceğiz.

Amino asitler beyine gelen ve beyinden giden biyokimyasal mesajların iletiminde yardımcı olan proteinlerin yapı taşlarıdır. İnsan vücudunun protein sentezi için kullandığı temel amino asitlerden biri triptofan olarak bilinir.

Triptofanın Görevleri:

Triptofan, beynin “iyi hissetme” kimyasalı olan serotoninin bir ön-maddesidir. Bu esansiyel amino asiti yüksek miktarda içeren gıdaları tüketmek vücutta serotonin düzeylerini arttırır. Ancak sigara içtiğinizde, alkol kullandığınızda, yüksek miktarda şeker ürünleri tükettiğinizde veya anormal derecede düşük kan şekeri düzeyleriniz varsa triptofanın serotonine dönüşümü azalır. Ayrıca triptofanın, niasin ve serotonine uygun dönüşümü için B6 vitamini bakımından zengin yiyecekler de gereklidir.

Bu temel amino asidi içeren gıdalar tüketildiğinde karaciğer tarafından B3 vitaminine (niasin) dönüştürülür. Niasinin triptofana dönüşümü bu vitaminin kandaki seviyesini dengeler. Ayrıca kolesterolü düşürür, kan dolaşımını arttırır ve belleği geliştirmeye yardımcı olur.

Bu besinler uyku düzeni, iştah ve bireyin ruh halinin düzenlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle triptofan depresyon, anksiyete ve uykusuzluk gibi çeşitli koşulları tedavi etmek için kullanılır. Belirli türde gıdaları yemek rahat, huzurlu ve bazı zamanlarda uykulu hissetmenize neden olabilir. Örneğin, bazı insanlar ızgara hindi tükettikten sonra yorgun hissederler. Bunun nedeni hindinin triptofan açısından zengin bir besin olmasıdır. Aşağıda triptofandan zengin bazı besinlerin bir listesini vereceğiz.

Et:

Sığır karaciğeri, koyun eti, geyik eti, tavuk göğsü, dana karaciğeri ve hindi göğsü gibi yağsız etler ve kırmızı et triptofan bakımından zengindir.

Balık:

Morina, ton balığı, pisi balığı, sardalya, uskumru, karides, levrek, somon ve tarak kabuğunun triptofan açısından zengin olduğu bulunmuştur.

Peynir:

Bir başka triptofan içeren besin ise peynirdir ve her gün tüketebilirsiniz. Süzme peynir, kaşar işlenmiş peynir, gravyer peyniri ve tofu gibi çeşitli türlerde peynirleri tüketebilirsiniz.

Meyve:

Muz, çilek, elma, portakal, böğürtlen, ananas, avokado ve şeftali bu esansiyel amino asidi içerir bu meyveleri diyetinize dahil edebilirsiniz.

Kuru yemiş:

Fıstık, ceviz, antep fıstığı, kaju fıstığı, badem ve kestane triptofandan zengin kuru yemiş örnekleridir.

Sebze:

Kuşkonmaz, hardal yeşilliği, kış kabağı, patlıcan, ıspanak, brokoli, bezelye, yosun, lahana, soğan, domates, mantar, karnabahar, patates ve salatalık bu esansiyel amino asit bakımından iyi kaynaklardır.

Bakliyat:

Kuru fasulye, soya fasulyesi, barbunya fasulyesi, maş fasulyesi ve nohut triptofan bakımından zengindir. Kırmızı ya da kahverengi pirinç, buğday, mısır, arpa ve yulaf tüketimi de kandaki triptofan düzeylerini artırmak için yardımcı olur.

Tohumlar:

Kabak, çemen, susam, keten tohumu ve ayçiçeği kavrulmuş tohumları triptofanı bol miktarda içerir.

Triptofan Eksikliği:

Triptofan eksikliği bebeklerde ve çocuklarda kilo kaybına yol açabilir. Bu amino asidi düşük miktarda içeren besinler tüketmek B3 vitamini eksikliğine neden olabilir ve bu vitaminin eksikliği de pellegraya yol açabilir. Pellagra, triptofanın B3 vitaminine dönüşümünde bir kusurun neden olduğu sindirim sisteminde rahatsızlıklar, eritem, sinir sisteminde sorunlar ya da ruhsal bozukluklar ile karakterize metabolik bir hastalıktır. Bu durum malnütrisyon, alkolizm veya diğer beslenme bozukluklarından da kaynaklanabilir. Triptofan içermeyen bir diyet aynı zamanda depresyon, tahriş, anksiyete ve düşük konsantrasyon seviyelerine yol açar ve düşük serotonin seviyelerine neden olur.

Bu nedenle, triptofan düzeylerini artırmak için, aşağıdakileri dikkate almalısınız;

-Aç karnına yukarıda belirtilen gıdaların alımını artırın.
-Triptofan takviyeleri tüketmeden önce doktorunuza danışın.

Böylece yukarıda bahsedilen besin kaynaklarını diyetinizin bir parçası yaparak vücudunuzdaki triptofan seviyelerini yükseltmek, doğal olarak B3 vitamini ve serotonin üretmenize yardımcı olur. Bu da ruh halinizi yükseltir, iştahınızı düzenler, dinlenmenizi sağlar ve de daha iyi uyumanıza yardımcı olur.

ZD YouTube FLV Player

Kaynakça:
http://www.buzzle.com/articles/foods-high-in-tryptophan.html

Yazar: Tülay Arsoy



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı CEYHUN KESİK yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Triptofan Nedir? Triptofandan Zengin Besinler Hangileridir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Başarıyı Getiren Şey: Tutku

Bazen bir yazıda bir resimde yada bir filmde kendinizi görürsünüz yada sizin yaşadığınız şeyi yaşayan birini görürsünüz ya o andan sonra filmi o yüzden izlersiniz çünkü devamında merak edersiniz; Aynı ben acaba yaşadıklarının devamı da o mu? Diye. Bu temel bir esere bağlama tekniğidir. Genelde sanatçılar bilerek kullanmaz ama bazı işlerde bilerek kullanılır, çünkü çekmek gerekir insanları ama ben bu yazıda bunun olmasını istemiyorum ben eminim ki bu yazıyı okuyan herkes kendini görecek. Yani sen şu an bu satırları okuyan saygıdeğer insan göreceksin. Senden tek bir isteğim kendini gördüğün için yazıyı okumaya devam etmemen, bu paragraftan sonrasını sadece gerçeği görmek için yani birilerini anlayabilmek için okuman…

Tutku dedik değil mi? Tutku!
Ben birçok düşünürün, büyük bilim adamlarının, büyük sanatçıların söylediğine katılıyorum; İnsan tutkusunun peşinde gittiğinde başarıyı kovalamaz başarı onu kovalar. Tarih bu konuda tekerrüründe istisna göstermedi göstermez. Kendimden örnek vereceğim ben şu an kendimi sorumlu olduğunu gördüğüm şeylerden dolayı ve mutlu etmek istediğim insanları mutlu etmek için hiç ama hiç istemediğim bir mesleği okuyorum. Şuan bilmiyorum ama, belki ilerde o mesleği yapacağım. Diyorsunuzdur okuma diye ama her zaman denildiği kadar kolay olmuyor yapmak. Bazen yapmak zorunda oluyoruz. Derler ya insan küçükten belli eder ne olacağını aslında yaşayacağı o koskoca ömrün bütün izleri daha çok küçükken bellidir. Ama aile baskısı, çevre baskısı hep bir baskı. Bunu neden artık aşamıyoruz.

Zaten bizden önce bunu aşamayan bir eğitim sistemi var dünyanın nerdeyse tamamı denebilecek kadar büyük bir kısmında. Tutku öyle bir şeydir ki; Onun için yok diye bir şey yoktur. İnsan tutkusunu yaparken yokluktan varlık yaratabilir. Her şeyi olumlu kullanabilir. Her şey gerçekten olumlu olduğundaysa harikalar yaratır. Ama tutkusu olmayan bir işte ister olumlu olsun ister olumsuz her şey ona engel olur. Ne kadar denerseniz deneyin bu böyle olur. Yaptığınız işin içinde aşk yoksa o işten o duygusuzluktan hiçbir şey olmaz. Küçükken sorulan şu soru yok mudur? Büyünce ne olacaksın? Ya bu soruyu sormak o kadar saçmadır ki. İnsan bunu söyleyemez gösterir. Zaten sen sormasan da o çocuğun yaptığı her davranış her iş sana büyünce ne işte iyi olacağını gösterir. Bu mükemmel bir toplumun ütopyası değil midir?

Bazen Her şey güzel korkacak bir şey yok demek gerek. Eğer yapabiliyorsak değil bunu demek gerek! Çünkü olacak göreceksiniz herkes tutkusu olanı yaptığında başarı onu kovalayacak o başarıyı değil. Korkmayıp denemeliyiz. İz bırakmak istiyorsak demeliyiz…

ZD YouTube FLV Player

Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı MUTLU KÖYBAŞI yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Başarıyı Getiren Şey: Tutku başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Acer 6920 ve 8920G Günyüzüne Çıktı

Acer’ın yeni taşınabilir bilgisayar ürünleri olan 16″ ‘lik ekrana sahip 6920 ve 18.4″ ‘lik 8920G bütün özellikleriyle tanıtıldı. Gerek klavyesinin sol kısmında yer alan “CineTouch” kontrol alanı olsun gerekse inceliği ve taşınabilirliği olsun, cihazlar tam anlamıyla 10 numara. Acer son dönemlerde tasarıma büyük önem veriyordu ve bu yeni ürünlerde de Acer’ın bu konuda ne kadar iddalı olduğunu bir kez daha görmekteyiz.

Kaynak: Engadget



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı MELİS ANADOL yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Acer 6920 ve 8920G Günyüzüne Çıktı başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Zosterop Kuşu

Zosterop; günlük hayatta karşılaşmayacağımız tamamen yabancı bir kelimedir. Gazeteden, dergiden veya internetten bu ismi okuduğumuzda eminim uzun uzun düşünürdük. Bizde çağrışım yapmasını beklerdik. Zosterop, ne kadar alışık olmasak da ismini ilk defa duyuyor olsak da, var olan kuş türlerinden bir tanesidir.

Küçük düz gagalardan zosterop, seksen beş türü ile Afrika ve Asya boyunca geniş bir alana dağılmıştır. Yakın çevremizde olmadığı için bize tamamen yabancı bir kuş türüdür. Ne kadar sevimli olsalar da çiftçiler tarafından pek sevilmezler. Çünkü olgunlaşan meyvelere zarar verirler. Kuşlar ne kadar karınlarını doyurmaya çalışsalar da ürünleri zarar görenler tarafından pek hoş karşılanmazlar.

Aslında bu kuşların çiftçilere sadece zararı dokunmaz yararı da dokunur tarladaki zararlı böcekleri de yerler. Böylece ürünleri zararlı böceklerden korumuş olurlar. Tüm düz gagalar arasında etkileyici ve arkadaş canlısı olduğundan çok popülerdir. Arkadaşlığı, dostluğu çok iyi bilen bir kuş türüdür. Gruptaki tüm kuşlar birbirlerine sonsuz güven duyarlar. Güvenle gruplar halinde ve diğer küçük kuşlarla, hatta mumgagalarla birlikte barındırılabilir.

Tüm kuşlar kendilerini bizlere sevdirmiş durumdadırlar. Kuşlar çesitli özelliklere sahiptirler. Kendilerine has özellikleriyle bizleri büyülemiş durumdadırlar. Kimi kuşlar dostluklarıyla, sadakatlarıyla kimileri de eşsiz özellikleriyle bizleri büyülerler.

Yazar: sahra



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı SEVGİN DOĞRU yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Zosterop Kuşu başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Kollajen Arttırıcı Yiyecekler

Cildin genç görünümünü muhafaza etmek istiyorsanız, kollajen arttırıcı besinlerin önemini unutmamak gerekir. Kollajen cilde destek ve esneklik sağlayan önemli bir yapısal proteindir. Kolajen üretimini arttıran gıdalar hakkında daha fazla bilgi için makaleyi okumaya devam edin.

Cilde yapı ve güç kazandıran çözünmez, lifli bir protein olan kollajeni arttırıcı besinler yemek cildi sağlıklı tutmak için kişiye fayda sağlar. Kollajen derinin bağ dokusunun önemli bir bileşenidir ve epidermisin altında bulunmaktadır. Kollajen doğal olarak vücutta meydana gelmesine rağmen, üretimi artan yaşla birlikte azalır. Kollajenin azalması ise cildin sıkılığını ve esnekliğini olumsuz etkiler. Bu yaşlanma belirtileri kollajen artımına yardımcı gıdalar alarak geciktirilebilir ve hatta tersine çevrilebilir.

Omega-3 yağ asitleri açısından zengin besinler ( örneğin fındık, soğuk su balıkları ve keten tohumu) antioksidanlar açısından zengin gıdalar (örneğin fasulye ve çilek) ve C vitamini açısından zengin besinler (örneğin narenciye) kollajen arttırıcı besinlerin başında gelmektedir. Bu besinlerin sağlıklı cildinizi korumaya yardımcı olan kollajen üretimini nasıl arttırdığı ile birlikte bu besinlere örnekler vereceğiz.

Narenciye:

Yüksek C vitamini içeriği nedeni ile, turunçgiller kollajen üretimine katkıda bulunabilir. Antioksidan aktiviteye sahip C vitamini, kollajeni zayıflattığı bilinen serbest radikalleri temizlemektedir. Yani portakal, greyfurt ve limon gibi C vitamini yönünden zengin meyveler kollajenin korunmasına yardımcı olur ve cilt sağlığını korumayı sağlar. C vitamini ayrıca kollajen dokusunu güçlendirmek için çalışan lizin ve prolinin sırasıyla hidroksil lizin ve hidroksiproline dönüşümünü kolaylaştırır.

Kırmızı Sebzeler:

Pancar ve domates gibi kırmızı sebzelerde bulunan iki güçlü antioksidan likopen ve antosiyaninler, prokollajen (kollajenin öncüsü) seviyelerini arttırmaya yardımcı olur. Prokollajen eksikliği derideki elastikiyet ve sıkılık kaybından sorumludur. Yani, bu sebzeler dolaylı olarak kollajen üretimini teşvik etmektedir ve cilt kırışıklıklarını azaltmaktadır. Ayrıca bu antioksidanlar cildi UV ışınların zararlı etkilerinden korumaktadır, UV ışınların cildi yaşlandırdığı bilinmektedir.

Böğürtlengiller:

Düzenli olarak çilek, yaban mersini, böğürtlen gibi meyveler yemek cildinizi esnek ve yumuşak tutmanıza yardımcı olabilir. Bu meyveler, kollajeni serbest radikal hasarına karşı koruyan antioksidanlar olan “proantosiyanidinler” bakımından son derece zengindir. Bu güçlü antioksidanlar sadece serbest radikalleri nötralize etmez aynı zamanda kollajenin işlevini optimize etmeye katkıda bulunabilir.

Turuncu Sebzeler:

Havuç, kabak, balkabağı, patates gibi sebzeler kollajen üretimini artırmaya yardımcı olan bir besin ögesi A vitamini açısından zengindir. Donuk cilt, kırışıklık ve çizgilerin oluşumu A vitamini eksikliği ile bağlantılı olmuştur. Yani, pürüzsüz, esnek bir cilt için, yeterli miktarda portakal yediğinizden olduğundan emin olun.

Ananas:

Bromelain, ananas içinde mevcut doğal bir enzimin kollajen oluşumunu desteklemek için etkili olduğu bulunmuştur. Ağızdan alındığında, bu anti-inflamatuar enzimin yaralar ile ilişkili dokulardaki şişmeyi azalttığı bulunmuştur. Aynı zamanda kollajen ve derinin sağlıklı bağ dokusunu yeniden inşa etmek için yardımcı olabilir. Yani sıkı, güçlü ve sağlıklı kollajen için yeterli miktarda ananas yediğinizden emin olun.

Sarımsak:

Sarımsak kollajen sentezinde yardımcı organokükürt bileşiklerin mükemmel bir kaynağıdır. Kükürt cildin bağ dokusu işlevini destekler. Yani, yemeklerinize bir kaç diş çiğ sarımsak eklemek cilt sağlığınızı geliştirmeye yardımcı olan en yüksek değerli kükürt bileşiklerinin bazılarını sağlayabilir.

Yeşil Sebzeler:

Kollajen arttırıcı bir diyet C vitamininin zengin kaynaklarından biri olarak kabul eden koyu yeşil sebzeler olmadan eksiktir. Kuşkonmaz, lahana, marul ve lahana gibi koyu yeşil sebzeler yüksek C vitamini içerikleri sayesinde cildin kollajen liflerine zarar veren serbest radikalleri önlemektedir. Serbest radikallerin derinin bu önemli bir yapısal bileşenine zarar verdiği bilinmektedir. Ancak C vitamini serbest radikal hasarı ile mücadele etmektedir ve kollajeni korumaktadır böylece sağlıklı bir cilde sahip olmanıza yardımcı olur.

Yumurta Beyazı:

Lisin ve prolinin sağlıklı kollajen oluşumunda önemli bir rol oynayan iki temel amino asit olduğu görülmektedir. Aslında, bu amino asitler kollajenin yapı taşlarıdır ve doğal kaynaklar aracılığıyla alımları doku sıkılığını artırmak için en iyi yollarından biridir. Yumurta akı önemli miktarda lizin ve prolin içerir, dolayısıyla beslenmenize yumurta akı dahil etmek cilt görünümünü iyileştirmek için harikalar yaratabilir.

Balık:

Balık, kollajene saldırıp zarar verdiği bilinen bazı enzimlerin üretimini bloke etmektedir. Ayrıca içerdiği omega-3’ün inflamasyonu azalttığı bilinen antiinflamatuvar faydaları da vardır. Kontrolsüz inflamasyon kollajeni zayıflattığı için, balığın bu anti-enflamatuar aktivitesi kollajen işlevini destekler. Yani omega-3’ün kollajenin bir destekçisi olduğunu söyleyebiliriz. Pürüzsüz ve parlak bir cilde sahip olmak için bir kaç porsiyon somon ve sardalya alarak omega-3 alımını arttırdığınıza emin olun.

Kaynakça:
http://www.buzzle.com/articles/collagen-boosting-foods.html

Yazar: Tülay Arsoy



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı HAMZA ÖLÇÜCÜ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Kollajen Arttırıcı Yiyecekler başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Benmari Nedir? Nasıl Bir Yöntemdir?

BENMARİ, mutfakla ilgili olanların çoğunun duymuş olduğu ama tam anlamıyla ne işe yaradığını pek de kestiremediği bir yöntemdir. Benmari, yani orijinal adıyla "BAİN MARİE", aslında birçok yemek tarifinde karşımıza çıktığı için kulak aşinalığı yaşadığımız bir terimdir. Özellikle tatlılar söz konusu olduğu olduğunda " Çikolatayı benmari usulü eritin" veya pişirme yöntemlerinde "Yemekleri sıcak tutmak için benmari yöntemini kullanabilirsiniz." gibi birçok cümleyle karşılaşılmıştır.

Mutfakla ilgisi olmayanların duymuş olmaması gayet doğal olan bu terim, aslında ilk kez altın eritme yöntemi olarak kullanılmıştır. Bain Marie, Marie'nin banyosu anlamına gelmektedir. İlk kez, eski Mısır döneminde Marie adlı bir kadın tarafından, altın eritme yöntemi olarak kullanıldığı için, bu adı almış ve dilimize de olduğu gibi yerleşmiştir. Günümüzde de bu özelliğini sürdürse de, bu kelime, çoğunlukla mutfak sektöründe kullanılmaktadır. Bununla ilgili birçok örnek karşımıza çıkmaktadır. Özellikle, ısıyla doğrudan temas etmemesi istenen gıdalar için oldukça sık kullanılan bir yöntemdir.

Örneğin, yukarıda belirtildiği gibi, çikolata eritme yöntemi olarak kullanılır. Bir çikolata ateşe konulup, doğrudan tencere ve ateşle temas halinde bırakılırsa, erimiş olmaktan ziyade yanmış bir çikolataya sahip olunur. Bu da, istenen bir durum değildir. Fakat, benmari usulünün uygulanmasıyla, yani ocağa koyulan su dolu bir tencerenin içine, ısıya dayanıklı bir başka kap oturtulup, içine minik parçalara böldüğünüz çikolata parçaları konulduğunda, dış tenceredeki suyun kaynama sıcaklığıyla birlikte, iç tenceredeki çikolatayı eritme imkanı sağlanmış olur.

Bunun haricinde, yemekhanelerde yemeklerin soğumaması için altlarına konan sıcak su kapları bu usulün bir örneğidir.

Fırın sütlaç yapılırken, sütlaç için kullandığımız fırın kaplarının, sıcak su dolu bir tepsinin içine konuluyor olması da buna örnektir.

Evlerde çoğunlukla karşımıza çıkan, uzun süre bekleyen balın kristalleşmesi, halk dilinle şekerlenmesi durumunda, balın eritilerek yeniden eski haline döndürülmesi işleminde de, tencereye su konularak ve içine kavanoz bırakılarak yapılması buna en belirgin örneklerdendir. Ki, bu durum, geçmişten günümüze kadar kültürümüzde oldukça yaygın kullanılan bir yöntemdir.

Bu yöntemde dikkat edilecek husus, kullanılacak tencerenin doğru seçilmesidir. Uygun seçimli bir tencereyle daha kısa sürede pişirme veya eritme sağlanabilmektedir.

Gözden kaçırılmaması gereken püf nokta ise, bu üst üste gelen iki kabın birbiriyle temas etmemesidir. İçine konulan kap, alt kabın içindeki suyla temas etmemelidir.
Buradan anlaşılacağı üzere, benmari, gıdanın içinde bulunduğu kabın su dolu başka bir kap içine oturtularak alttaki suyun buharıyla yavaş yavaş pişirilmesi işlemidir.

Kısaca basamakları özetlemek gerekirse,

1- Önce ısıya dayanıklı bir kap içine kabın yarısını geçmeyecek kadar su doldurulur.
2- Bu kabın içine dibi suya değmeyecek şekilde ilkinden biraz daha küçük ve yine ısıya dayanıklı ikinci bir kap oturtulur.

Kullanılan iki kabın da ısıyı çabuk iletmeyen, yani kalın malzemeden yapılmış olmasına dikkat edilmelidir. Bu iş için çok uygun gibi görünen emaye saklama kapların, en az uygun kaplar olduğunu da belirtmek gerekir.

3- Üstteki kabın içine pişirilecek veya eritilecek malzemeyi konulur.
4- Bu şekil hiç bozmadan kaplar ocağa konulur ve kısık ateşte sürekli karıştırarak pişirme/eritme işlemimiz tamamlanır.

Kaynakça:
http://www.mavirize.com/genel/benmari.html

Yazar: Gökçe Cömert



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı TUTKU ÖZTÜRKMEN yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Benmari Nedir? Nasıl Bir Yöntemdir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Küçülen Dünyanın Büyüyen Sorunu: Dijital Korsanlık

İnsanoğlu bundan 4000 yıl önce çok büyük bir adım olan alfabenin ortaya çıkışının ilk adımını atmış ve bu atılan adımla halklar arası iletişimi kurarak, bir yandan denizcilik ve ticaret alanında ilerlerken, diğer yandan da icatların bulunmasında ve katkı sağlanmasında etkili olmuşlardır.

20. yüzyılın 2. yarısından itibaren yazma alanında büyük devrim yapılmış ve artık "dijital" ortamda yazmaya diğer bir deyişle "dijitalleşmeye" başlanılmıştır. "Dijitalleşme adı verilen yöntemle yazı metinlerinin yoğunluğu azalmış, görsel ve sesli öğeler dijitalleşerek ağlarla iletilir hale gelmiş ve bu da fikri ürünlerin etkili etkili bir değişim geçirerek internet ortamına geçişini sağlamıştır." Peki burada fikri ürünler diye bahsedilmek istenen şeyler nelerdir? Fikri ürün (eser), kendisini oluşturan eser sahibinin özgün düşünceleriyle yarattığı ve insanlar tarafından somut olarak algılanabilen, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanununa göre, "eser sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her türlü fikir ve sanat ürünleridir."

Bilgiyi işlemenin ilk kilometre taşı sayılan abaküsten (M.Ö. 200) günümüzün en gelişmiş araçlarından biri sayılan bilgisayara geldiğimizde ve bu mükemmel cihazı ilk hedef olarak haberleşmeyi sağlamak için kurulan fakat daha sonra insanlığın hizmetine sunulan, yaşadığımız dünyayı ufak bir kasaba haline getirip ülkeler arası sınırları kaldıran internetle buluşturduğumuzda hayatımızı nasıl etkilediğini bilmeyenimiz yoktur sanırım.

İnternetle beraber bilginin işleyişi gitgide hızlanarak artmaya başlamıştır. Buna paralel olarak da "internetten yararlanmanın maliyeti ve bilgisayar fiyatları her geçen gün düşmekte ama telekomünikasyon alt yapısı gelişmektedir." Bunların sonucu olarak da insanlığa sunulan iletişim imkanları patlamış, insanlar birbirleriyle daha iyi iletişim kurabilmeye ve bilgilere en kolay şekilde ulaşmaya başlamışlardır. Tüm bunların en güzel yanı da bu yukarıda yazılı olanların tümünü yaparken, olağanüstü bir hızla hepsini gerçekleştirebilmektedirler.

Bilişim teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda belirtilen fikri haklara yönelik çok büyük tehditler oluşmuştur ama aynı zamanda bu teknolojilerin doğru kullanılmasıyla insanlara önemli fırsatların kapıları da ardına kadar aralanmıştır çünkü insanoğlunun aklına gelebilen tüm sinema eserleri, müzik eserleri, kitaplar v.b. birçok fikri eser olarak kabul edilen ürünler internette dijital olarak ulaşılmaya ve ağlar (network) vasıtasıyla aktarılmaya başlanmıştır.

Fikri eserlerin dijitalleşmesi fikri hukuka çok ciddi tehditler getirmiştir. Bu tehditlerin en göze çarpan yönü, insanların tükettikleri fikri ürünlerin giderek artmasından kaynaklanmaktadır. Bununla beraber fikri haklar hukuku eser sahibinin açıkça yetkilendirmesi olmadan bu erişimleri önleyememektedir ve bu engellemenin olması için eser sahibinin kanuni yoldan doğrudan yetkilendirmede bulunup bu yönde adımlar atması gerekmektedir. Bunun yanında dijital eserler kusursuz ve ucuz bir biçimde çoğaltılabilmekte yani "korsanlık" artmakta ve anında dünyadaki tüm internet kullanıcılarıyla paylaşılabilmektedir. Bunun sonucu olarak da eser sahipleri, kendilerinin ekonomik menfaatlerinin azalmasından dolayı büyük endişe duymaktadırlar.

Korsanlık; bir hakkı izinsiz olarak kullanma" şekilde tanımlanmış olup izinsiz olarak kullanılmakta olan şeylerin içine telif hakkı ödenmemiş tüm müzik, kitap, film, bilgisayar programları v.b. birçok eserlerin nüshalarını dahil edebiliriz. Sonuçta bu nüshaların kopyalanması bir nevi hırsızlık olduğu, eser sahibine telif hakkı ödenmediği ve vergi verilmediği için de ekonomide kaçak oluştuğu, bu nedenle, dolaylı da olsa herkesin bu durumdan etkilendiği aşikardır.

Korsancılığın ekonomik boyutuyla da birlikte toplumsal yönü de vardır çünkü korsanla mücadelede eser sahibinin haklarına saygı duymalı ve bu hakların korunması için üzerine düşen görevleri yapmaları gerekmektedir. Tabi bu bilinci oluşturmak için de toplumdaki bireylerin aydınlatılması ve eğitilmesi gerekmektedir. Aksi taktirde yapılan tüm çalışmalar boşa kürek çekmek olacaktır.

Devletin yürüttüğü korsanla mücadele çalışmalarından en önemlisi kanımca 1952 yılında kurulan meslek birlikleridir. Bu meslek birliklerinin kurulmasıyla hak sahiplerinin hakları korunacak, telif ücretleri tahsil edilecek ve tahsil edilen bu ücretler hak sahiplerine dağıtılacaklardı. Fakat aynı alanda olmasına rağmen birden fazla birliklerin kurulması, eser sahiplerinin haklarının aranmasını ve savunulmasını zayıflatmıştır. Bu durumdan sıyrılmanın en etkili yolu da aynı alandaki farklı birliklerin tek bir çatı altında toplanmasıyla olacaktır.

5000 gün öncesinden günümüze kadar gelinen süreçte bu noktaya kadar bahsettiklerimizi de düşünerek yola çıkarsak telif haklarının her geçen gün daha da fazla çiğnendiğini görmekteyiz. Bu zaman içerisinde birçok korsan paylaşım yapan internet sayfaları kapatılmış ve gelişmiş ülkelerin bazılarında rekor düzeyde tazminat davaları açılmıştır. Her ne kadar korsanla mücadelede bu çalışmalar yapılmış olsa telif haklarının daha da fazla yok sayıldığı yıllara doğru ilerlemekteyiz. Bundan dolayıdır ki müzisyenler artık orijinal albümlerinin satılamamasından dolayı önceki yıllara nazaran daha da fazla sayıda konserler vermeye başlamış, müzik albümlerinin mp3 formatındaki dosyalara dönüştürülüp internet üzeriden cüzi miktarda ücretlerle satışına razı olmuş ve kimi şarkıcılar da telif hakkı terörüne karşı protesto amaçlı, şarkılarının internet üzerinden bedava indirilmesine izin vermişlerdir.

Günümüzde bazı yayın organlarının dergileri sadece elektronik ortamda kullanılmaya müsait olarak satışa sunulmaya başlanması, elektronik faturalar, ağaçların kesilmesini önlemek ve kağıt kullanımını azaltma adı altında üretilen "e-projeler", gelecekte atılacak adımların ilk habercileri olarak görülüyorlar. En azından kağıt üzerine basılmış bilgilerin zamanla elektronik ortama aktarılmaya başlanması, insanların yakın gelecekte kitap, dergi ve gazete gibi "elle tutulur" alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kalacağı da öngörüler arasındadır.

Bilginin her geçen gün daha da fazla hızlanarak işlendiği bu bilişim çağında bilginin önümüzdeki 10 yıllık süreç içerisinde bu bilgiden yararlananlar için "bedava" olacağını beklemenin yerinde bir varsayım olacağını düşünüyorum çünkü günümüzdeki gelişmelere de dikkat edersek bilgiyi, müzik albümlerini, elektronik kitapları ve bunlar gibi daha birçok telif hakkı gerektiren eserlerden internet üzerindeki elektronik sayfalardan, bu sayfaların hak sahipleriyle ve reklam veren sponsorlar arasında yaptıkları anlaşmalar sayesinde, ücretsiz olarak yararlanabiliyoruz.

Tüm bunların son birkaç yılda ortaya çıkıp hızlıca ilerlediğini de hatırlayacak olursak, gelecek 10 ila 15 yıl içerisinde telif hakkı denen bir kavramın ve bu kavrama ait yasaların kalmayacağını şimdiden kestirebilmek hiç de zor olmayacaktır.

Kaynakça:
Çanga, Tarık M., İnternette Fikir ve Sanat Eserleri Üzerindeki Hakların Korunması, Aralık 2007, s.1-25.
Işıklı, Hasibe, İnternet Alan İsimleri Sistemi, DPT, Ankara 2001, s.5.
Türk Dil Kurumu, Büyük Türkçe Sözlük.
Suluk, Cahit. Telif Hakları ve Korsanlıkla Mücadele, İstanbul 2004, s.159.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, m.42.

Yazar: Uğur Akgün



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı ÇAĞLAR PİNAR yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Küçülen Dünyanın Büyüyen Sorunu: Dijital Korsanlık başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.

Samsung ve Sandisk’ten Yüksek Kapasiteli Yeni Ürünler

Samsung firması ram ve hdd üretiminin yanında notebooklar için geliştirilen SSD(solid state disk) formatındaki yeni hafıza ürününü duyurdu. 100.000 kez tam kapasite yazılıp silinebilme ömrü olan bu diskler, testler boyunca her gün defalarca tam olarak yazılıp-silindi fakat bu şekilde kullanılsa bile ömrünün 10 yıl üzerinde olacağı ifade ediliyor. Şu an için SSD’lerin önündeki uzun ömürlük sorunu ortadan kalmış gibi gözüküyor. Şu an için hala yeterli kapasite sunamayan bu disk, ancak çok hareketli yaşam temposu olan ve laptopunu çok ağır koşullarda kullanan kişiler için güzel bir alternatif depolama seçeneği gibi duruyor. Özellikle şantiyelerde çalışan ve sürekli hareket halinde olan bu gibi ortamlarda veri güvenliği ve çalışma açısından çok faydalı bir teknoloji…

Sandisk firması da 12GB’lık depolama alanı sunan yeni micro sd belleğini üretti. Cep telefonu, palm, mp3 player ve daha birçok cihazda kullanılan micro sd’ler popülerliğini koruyor. Bellek üretiminin tavana vurduğu ve fiyatların çok düştüğü şu dönemde bilgisayar almak veya diğer teknoloji ürünlerine sahip olmak için tam zamanı. Vakit kaybetmeden siz de teknolojiye bir yerden girmelisiniz, çünkü beklemenin sonu yok.



Merhabalar 23 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı FİGEN BAYRAKTAROĞLU yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Samsung ve Sandisk’ten Yüksek Kapasiteli Yeni Ürünler başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.