Sofya Nasıl Bir Şehirdir?

Sofya, Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan’ın başkentidir. Avrupa’nın en eski yerleşim yerleri arasında yer alan Sofya, Bulgaristan’ın en büyük ve en gelişmiş şehri olarak kabul edilir. Sofya’da yerleşim M.Ö. 5. Yüzyıla kadar dayanmaktadır. Günümüz itibariyle Yordanka Fandakova’ın belediye başkanlığını yürüttüğü Sofya, 492km karelik bir yüzölçümüne sahiptir. Deniz seviyesinde 500 ile 800m yükseklikte kurulmuş olan Sofya, yaklaşık olarak 1.3 milyon insana ev sahipliği yapmaktadır. Şehir Vitoşa dağlarının eteklerine kurulmuştur. Bu da aslında şehri stratejik bağlamda oldukça önemli kılan unsurların başında gelmektedir. Avrupa’nın en büyük 14. şehri olma özelliğine sahip olan Sofya, Balkan şehirleri arasında da ilk 5’te yer almaktadır. Sofya Balkan topraklarını bir ülke olarak kabul ettiğimiz zaman tam ortada yer alan bir şehir olarak oldukça stratejik bir konuma sahip kabul edilmektedir. Vitoşa Dağları’nın eteklerine kurulmuş olan Sofya, aynı zamanda Sofya Vadisinin de tam ortasında yer almaktadır. Şehrin kara ulaşımı ile 1 ila 2 saatlik mesafelerde Adriyatik ve Ege Denizine ulaşımı mümkün kılmaktadır. Bu iki deniz dışında Karadeniz de oldukça yakın bir mesafe de yer almaktadır. Şehrin içinden ve civarından birçok akarsu ve dere geçmektedir. Bunlar arasında en popüler olanı İskar Nehri’dir. İskar Nehri her yıl yüz binlerce turistin uğrak yerleri arasında yer almakta ve nostaljik bir öneme sahip olmaktadır. Bunun yanı sıra şehirde 49 mineral ve termal akarsu bulunmaktadır.

Şehir Bulgaristan ekonomisinin kalbi konumundadır. Bulgar ekonomisinin %76’lık bir kısmı Sofya şehrinden temin edilmektedir. Buda şehrin ne denli önemli bir konuma sahip olduğunu açığa çıkarmaktadır. Sofya civar şehirler olan Plovdiv, Burgas ve Varna’ya komşudur. Bu şehirler arasındaki mesafeler, Burgas ile 385km, Varna ile 450km ve Plovdiv’le de 150km’dir. Sofya’nın iklimi değişkenlik gösterse de genel olarak karasal bir iklim söz konusudur. Yıllık ortalama ısı 10.6 santigrat derece olarak tescillenmiştir. Ancak şehirde 24 Ocak 1942 yılında -28.3’lük bir sıcaklık ölçülmüş ve bu halen kırılamamış bir rekor olarak kayıtlarda yer almıştır. Ancak kış aylarında ortalama sıcaklık -5 ile 15 derece arasında değişkenlik gösterebilmektedir. Bölge genel olarak kar yağışının yoğun olarak gözlemlendiği alanlar arasında yer almaktadır. Bölgede kışın ortalama 60 gün boyunca kar tabakası yerden kalkmamaktadır. Ve bu tabaka 100cm civarında olmaktadır. Sofya’da bugüne kadar ölçülmüş en yüksek kar kalınlığı ise 198cm olarak kayıtlara geçmiştir. Bu değer 1939/40 sezonunda ölçülmüştür. Yazları şehir oldukça sıcak ve kurak geçmektedir. 35 santigrat derecelerin ölçüldüğü Sofya’da rekor derece ise 41 olarak kayıtlara geçmiştir. Ancak ortalama sıcaklık 24 santigrat derece civarındadır.

Şehir bir dönem Osmanlı İmparatorluğu himayesinde kalmıştır. Osmanlıdan ayrılmasın ardından ise İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların kontrolüne girmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda Bulgaristan Almanya ile müttefik olmasından ötürü stratejik bir öneme sahip olmuştur. Ancak şehir sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarafından işgal edilmiştir.

Yazar: R. Emir Karasu

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı TURGAY DOĞRUL yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Sofya Nasıl Bir Şehirdir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Kıl Dönmesi Nedir? Sebepleri, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Pilonidal sinüs halk arasında kıl dönmesi olarak bilinmektedir. Pilonidal sinüs derinin içinde duvarı kalın bir kist halini almış bir baloncuktur.Kıl derinin içine doğru büyümektedir. Havaların sıcak olması durumunda insan sağlığını daha fazla etkilemektedir. Ergenlik dönemiyle başlayabilecek olan bu hastalık genellikle 40 lı yaşlara kadar sürmektedir.

Bu kist genellikle kuyruksokumu kemiğinin üzerinde çıkmaktadır. Ancak derinin traş edildiği her bölgede çıkma ihtimali vardır. Bu yüzden sakal, kasık ve makatta kıl dönmesi daha fazla meydana gelir. Daha çok oturarak çalışan kişilerde meydana gelmektedir. Erkeklerde kıl dönmesi olma ihtimali kadınlara göre 3 kat daha fazladır.

Hastalığın başlıca sebeplerine değinecek olursak;

– Traş ve sıkı giyim
– Fazla kilolu olmak
– Gün içerisinde çok fazla oturmak
– Çok terlemek
– Çok kıllı olmak

Hastalığın Oluşumu ve Belirtileri

– Deride kızarıklık ve tahriş
– Vücudun belli bölgelerinde meydana gelen kaşıntı
– Traş olmaya rağmen vücutta kalan / alınamayan kıllar

Bu hastalık sırt ve ense kısmından dökülen kılların çatak kısmında birikmesiyle oluşur.Terleyen ve yumuşayan deriden içeri girerek biriken kıllar pilonidal sinüse yol açar.Zaman içinde kılların içine girebileceği delik oluşmaktadır.Bu delik göz ile görülebilir aşamaya gelmektedir.Zamanla o delikten sıvı gelmektedir.Bu sıvı pis kokuya yol açmakta ve bölgeyi tahriş etmektedir.Zamanında müdahale edilmesi gereken bir hastalıktır.Hastalık müdahale edilmez ise kansere dönüşebilmektedir.Bu yüzden belirtileri olduğu taktirde hemen doktora gidilmelidir.

Tedavi ve Ameliyat

Hastalık belli aşamaya gelmeden bazı yöntemler uygulanabilmektedir.

– Özel cımbızla dönmüş kılları çekmek
– Traşı farklı yönde yapmak
– Kılların büyümesine izin vermek ve bu şekilde kılların düz uzamasını sağlamak
– Hastalıklı bölgeye bazı kremler kullanmak

Bu yöntemler enfeksiyon aşamasına gelmeden uygulanabilir.Enfeksiyon aşamasına gelmiş ve rahatsız edici boyuta ulaşmış ise doktora başvurulmalıdır.

Öncelikle doktor ilk tanıdan sonra size belden aşağını kalçanın yarısına kadar ağda ile temizlemeniz gerektiğini söylemektedir. Bu şekilde ameliyata girilir.

2 çeşit ameliyat vardır;
– Lokal anestezi
– Normal Anestezi

Lokal anestezide belden aşağısı uyuşturulmaktadır.Neşter yardımıyla hastalıklı bölge kesilmektedir.Bu delik bölge kesildikten sonra içi temizlenmektedir.Sonra bu bölge dikilmektedir. Ameliyattan çok kısa bir süre sonra hastalık etkileri kaybolmaktadır.Genel olarak acısız bir ameliyattır.

Ameliyat Sonrası Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Ameliyattan sonraki 30 gün hastalığın iyileşmesi açısından çok önemlidir.Her gün düzenli olarak yaralı bölgeye pansuman yapılmalıdır.Bu bölge mikroplardan arındırılmalıdır.Harekete halinde olduğumuzda ve bu bölge üzerine otururken acı çekilmesi normal bir durumdur.Bu bölgede zamanla kanamalar meydana gelebilmektedir.Yapılması gereken şey yaranın sürekli temiz olmasını sağlamak ve iltihaplanmasını önlemektir.Ameliyat sonrasında yatık pozisyonda oturmamaya dikkat edilmelidir.

ZD YouTube FLV Player

Yazar: Akif TÜRK

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı SONAY BERBER yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Kıl Dönmesi Nedir? Sebepleri, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Moleküller ile Çalışan Bilgisayar

Almanya’da bir derginin haberine göre, ünlü Amerikan kimyacı James La Clair, gazların da yardımıyla moleküllerle çalışan bir Bilgisayar geliştirdi.

James La Clair, “Bu Bilgisayar sayesinde insanlar ileride düşünmek için sadece ışık ve gazlara ihtiyaç duyulacak Bilgisayar geliştirebilecek.” diye konuştu.

SENSI ismi verilen bu molekül ; Azotlu ortamda aydınlanıyor, karbondioksit içinde tekrar sönüyor. SENSI, birbirine paralel veya karşı karşıya durabilen bir sıra tekerlik görüntüsünü veriyor. Azotlu ortamlarda, lazer ışınıyla uyarılması durumunda ışımaya başlıyor. Azot yerini Karbondioksit’e bıraktığında ise molekül kapalı konumuna geçiyor.

SENSI molekülünde açma kapama olayı her molekülde görülebiliyor bu durum da ileride daha küçük Bilgisayarlar yapılabileceğini işaret ediyor.

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı TUNGA NACAROĞLU yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Moleküller ile Çalışan Bilgisayar başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Demet Akbağ Kimdir?

Demet Akbağ 23 Aralık 1959 tarihinde Denizli’de doğmuştur. Babası Oktay İybar gazeteci ve fotoğraf sanatçısıdır. Ülkemizin yetiştirdiği önemli sanatçılardan biri olan Demet Akbağ bir çok tiyatro oyununda, sinema filmlerinde rol alarak adından söz ettirmeyi başarmıştır. Demet Akbağ 19 Eylül 1999 tarihinde Zafer Çika’yla Milano’da evlenmiştir. Zafer Çika – Demet Akbağ çiftinin 2000 senesinde Ali isminde bir çocukları olmuştur.

Öğrenim Hayatı

Demet Akbağ lise öğrenimini Erenköy Kız Lisesi’nden mezun olarak bitirmiştir. Liseyi bitirdikten sonra 1982 senesinde İstanbul Belediye Konservatuvarına girmiştir. Daha sonra Gönül Ülkü – Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nda amatörce başladığı oyunculuk serüveni 80’li yıllara gelindiğinde profesyonelleşmiştir.

Kariyeri

Demet Akbağ’ın profesyonel olarak yer aldığı tiyatro toplulukları Devekuşu Kabare, Dormen Tiyatrosu, Ortaoyuncular vb gibi tiyatro toplulukları olmuştur. Akbağ esas ününü 1997 senesinde Yılmaz Erdoğan ile birlikte yer aldığı “Bir Demet Tiyatro” adlı dizide elde etmiştir. Bu diziden sonra tıpkı “Bir Demet Tiyatro” dizisi gibi halk tarafından yüksek ilgi gören “Otogargara”, “Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?”, “Bana Bir Şeyhler Oluyor” isimli oyunlarla yeteneğini iyice kanıtlamıştır. Bir çok sinema filmi projelerinde de yer alan Akbağ 2008 senesinde “Süper Aile” isimli yarışma programının sunuculuğunu yapmıştır. 2013 senesinde ise “Benzemez Kimse Sana” adlı yarışma programında Seyfi Dursunoğlu ve Erol Evgin’le beraber juri koltuğuna oturmuştur. Bir çok karakteri canlandırabilen yeteneğiyle oyunculuk dalında kayda değer başarılara imza atan Demet Akbağ oyunculuk hayatında bir çok ödüle layık görülmüştür.

Demet Akbağ’ın Yer Aldığı Bazı Tiyatro Oyunları

Kadınlık Bizde Kalsın
Haybeden Gerçek Üstü Aşk
Yorgun Matador
Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu
Deliler
Arzu Tramvayı
Beyoğlu Beyoğlu
Artiz Mektebi
Bana Bir Şeyhler Oluyor
Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü

Demet Akbağ’ın Yer Aldığı Bazı Sinema Filmleri

Davacı (1986)
Deliler (1988)
Vizontele (2000)
Vizontele Tuuba (2003)
Organize İşler (2005)
O… Çocukları (2008)
Eyvah Eyvah (2010)
Eyvah Eyvah 2 (2011)
Hükümet Kadın (2012)
Kış Uykusu (2013)

Demet Akbağ’ın Yer Aldığı Bazı Televizyon Dizileri

Bir Demet Tiyatro (1997)
Sevinçli Haller (2004)
Sen Harikasın (2008)
İstanbul’un Altınları (2011)
Gümüş Lale (2011)

Yazar: Dorukan Çelik

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı İSMAİL GEZER yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Demet Akbağ Kimdir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



IBM Dünya’nın En Güçlü Bilgisayarını Geliştriyor

IBM firması, Roadrunner adında yeni nesil süper bilgisayarını Meksika’daki Los Alamos Ulusal Laboratuarında geliştirmeyi planlıyor. Süper bilgisayar 1 petaflop (saniyede 1000 tirilyon işlem) gücüne sahip. Roadrunner, 16.000 AMD Opteron işlemcisi ile beraber 16.000 Cell B.E çiplerinden oluşmakta. Bu iki ünite hesaplama işlemlerini birlikte gerçekleştiriyorlar.

Süper bilgisayarın geliştirilme mailiyeti yaklaşık olarak 110 milyon dolar ve 3 yıllık bir süre içersinde tamamlanması planlanıyor. Opteron ve Cell chipleri bilgisayarın maliyetini düşürmekte. IBM firmasına göre, CEll B.E işlemcileri hesaplama gücünün en önemli faktörü. Bu sayede değişkenlerin hesaplanmasında oldukça büyük bir avantaj elde edilmiş. Opteron işlemcileri ise sistemin arayüzünü oluşturmakta görevli.

Roadrunner tamamlandığında dünyanın en güçlü bilgisayarı olacak. IBM firmasının daha önce ürettiği BlueGene/L (resimde görülen) bilgisayarı 280 teraflop işlem gücüne sahipti. İki bilgisayar arasındaki işlem gücü farkı oldukça büyük.

Roadrunner, Amerikan’nın nükleer silah stoklarının artıklarını ve güvenliğini hesaplamakta kullanılacak. Yer altında gerçekleştirilen nükleer testlerin, toprak altında yıllar boyunca nasıl bir seyir izleyeceğini simule etmeye yardımcı olacak.

Süper bilgisayar tasarımcıları, bilgisayarın kaplayacağı alan ve soğutma konularında yoğun olarak çalışıyorlar. IBM firması bu bilgisayarda, soğutma konusunda olabilecek en uygun sistemin kullanılacağını defalarca belirtti. Yaklaşık 12.000 feet kare alan kaplayacak bilgisayarın, 2008 sonunda tamamlanarak çalışır duruma getirilmesi hedefleniyor.

Süper bilgisayarlar genellikle yüksek hesaplama gücü gerektiren işlemlerde kullanılmaktadır. Günümüzde Kuantum mekanik fiziği, hava durumu tahmini , DNA haritalarının çıkartılması ve uzayın keşfi gibi alanlarda kullanılıyor.

Bazı özel işlemler için de geliştirilmiş süper bilgisayarlar bulunmaktadır. Bunların donanımsal yapıları, tasarlandıkları işleme göre değişiklik göstermekte. Öğreniğin Deep Blue süper bilgisayarı, dünyanın en iyi satranç oyuncusu ile mücadele etmek için tasarlandı. Deep Crack süper bilgisayarı veri şifrelemerini çözmek, Gravity Pipe süper bilgisayarı ise moleküler dinamikler ve astro fizik alanları için tasarlanmıştır.

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı ERDİNÇ AYRIM yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, IBM Dünya’nın En Güçlü Bilgisayarını Geliştriyor başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



VIA OpenBook İle Esnek Laptop Tasarımları

VIA’nın OpenBook olarak adlandırdığı yeni proje ile artık üretici firmalar tamamen kendi istedikleri şekilde tasarımlar üretebilecekler. Son zamanlarda ürettiği notebook işlemcisi Isaiah ile adından sıkça sözettiren Tayvan’lı işlemci ve yonga seti üreticisi, kendi platformu kullanan üreticilere istedikleri gibi tasarım yapmalarını ve bunun karşılığında ekipmanları bedavaya sağlayacağını vaad ediyor. Bu sayede bir üretici firma işlemci ve yonga setini alıp istediği şekilde bir anakart üzerine monte ederek dilediği tasarımı kullanabiliyor. Özellikle Apple Macbook Air gibi müthiş şık ve taşınabilir cihazları üretme noktasında VIA’nın bu atağı çok ilgi göreceğe benziyor.

Daha detaylı bilgi için şirketin resmi sitesini ziyaret edebilirsiniz.

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı BENSU ARTEMEL yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, VIA OpenBook İle Esnek Laptop Tasarımları başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Kiraz Sapı Çayı

Kirazın yalnızca kendisi değil sapı, ağacının kabuğu ve yaprakları da sağlığa çok yararlıdır. Kiraz saplarını atmayıp değerlendirmek lazımdır. Gölgede kurutularak çay yapılabilmektedir.

1 büyük bardak kiraz sapı çayı için 1 yemek kaşığı kurutulmuş kiraz sapı gereklidir. Kiraz sapı dolu bardağa kaynar su dökülerek 5 dakika bekletilip demlenmesi sağlanır. Kiraz sapı çayı hazırdır.

Faydaları

*Sakinleştiricidir
*Susuzluk giderir
*Böbreklere iyi gelir
*İdrar söktürür
*Kan temizleyicidir
*Böbrek taşı oluşumunu engeller
*Kolesterol düşürmeye yardımcıdır
*Vücuttan fazla suyu attırır
*Karaciğere iyi gelir
*Zayıflamaya yardımcıdır
*İdrar yolu enfeksiyonları tedavisine destektir

Kiraz sapı çayı Türkiye’de genellikle zayıflamada kullanılmaktadır. Aslında zor yanan yağları metabolize edip vücuttan atmaya yaradığına dair bilgiler mevcuttur. Ancak yeterli bilimsel araştırma yapılmadığından "kiraz sapı çayı zayıflatır" demek tam doğru değildir. İdrar söktürücü etkisi ve fazla su atmaya yaraması avantajları vardır. Yüksek tansiyonu düşürerek kalp ve damarların aşırı zorlanmasını önler. Böbrek taşı oluşumunu engeller. Detoks etkisiyle toksinler vücuttan hızla attırır.

Kullanım Şekli

Kiraz sapları bol suyla yıkanarak gölgede bir kaç gün bekletilerek kurutulur. Küflenmemesi için mutlaka iyice kurumalıdır. Kurutulmuş kiraz sapları 1 büyük çay bardağı başına 1 yemek kaşığı (15-20 adet) konur. Kiraz saplarını kaynatılmamalı, bardağa konulup üzerine kaynar su eklenerek demlenmelidir. Demlenme süresi 5 dakikadır. Daha fazla bekletmek tadını acıtır. Ekstra C vitamini için taze limon suyu eklenebilir.

Kiraz sapı aktardan hazır alınacaksa, çok kararmamış ve incelmemişleri seçilmelidir. Nem almayan, kuru ve direk güneşle temas etmeyen yerlerde bulundurulmalıdır.

Doz

Kiraz sapı çayından bu faydaları görebilmek için sabah kahvaltısı ve akşam yemekleri öncesi 1'’er bardak içmek yeterlidir. Aşırı tüketimi susuzluk yapar. İshalken ve tansiyon düşüklüğünde içilmemelidir.

Kaynakça:
www.bitkicaylarininfaydalari.com

Yazar: Halil İbrahim Arik

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı MUTLU GÜLŞEN yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Kiraz Sapı Çayı başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Ağustos Böceği ve İlginç Özellikleri

Masallarda ve çizgi filmlerde özellikle kendisine tembellik sıfatı yakıştırılan ağustos böceklerinin çok ilginç özellikleri bulunmaktadır. Bu böcekler herkes tarafından genellikle ötmeleriyle bilinmektedir.

Böcek türlerinde ötenler genellikle erkeklerdir. Ötüşlerin nedeni ise, tam kesin olmamakla birlikte dişileri çiftleşmeye çağırmak diye bilinmektedir. Erkek ağustos böcekleri, karın zarlarının titreştirilmesiyle birlikte vızıltılı bir sesle öter. Bu vızıltı çekirgelere çok benzer fakat bu böceklerin çekirgelerle bir akrabalık ilişkisi bulunmamaktadır. Buna rağmen ağustos böceği ve çekirge sürekli karıştırılır. Oysaki, ağustos böceklerinin zar gibi saydam yapıda iki çift kanatları bulunur. Bu özelliğiyle bu böcekler daha çok gece kelebeğine benzemektedir.

Ağustos böcekleriyle ilgili toplumda çok yanlış bir kanı vardır. Bu da, bu böceklerin oldukça tembel olmasıdır. Bunun nedeni ise, Orhan Veli Kanık'ın Lafonten'den çevirmiş olduğu ''Ağustos Böceği ile Karınca'' hikayesidir. Bu hikaye oldukça bilindik bir hikayedir ve hikayede ağustos böceği saz çalar ve yan gelir yatar. Yani çalışmaz tembeldir. Burada ise, bir karıştırma söz konusudur. Hikayede anlatılan ağustos böceği değil, yeşil çekirgedir. Öyle ki ağustos böceklerinin yaşam süresi sadece birkaç haftadır. O dönem de adını aldıkları Ağustos ayıdır.

Bu böcek türüyle ilgili bir diğer ilginç bilgi ise, yeryüzünde ağustos böceklerinin 2000 türü bulunmaktadır. Bu sayı, bir böcek türü için muazzam bir sayı teşkil etmektedir. Türün dişi böcekleri, ince dallara küçük yarıklar açarak bu yarıklara yumurtalar bırakır. Yumurtalar kırılınca yavrular çıkar ve toprağa düşerek toprağa gömülürler. Ve toprak altında ağaç köklerinden özsu emerek, yıllarca kalabilirler. Bu yıllarca kelimesi, Amerika'da yaşayan bazı ağustos böceği türleri için 17 seneyi ifade etmektedir.

Toprak altında yıllarca yaşayabilme özelliği olan bu böceklerde, toprak altındayken kanat bulunmaz. Kanatlanma işlemi ise çok ani bir şekilde olur ve binlerce ağustos böceği bir anda yeryüzüne çıkar. Burada ise, sadece birkaç hafta yaşayabilirler. Bu nedenle bu böceklerin asıl yaşam alanı toprağın içidir denilebilmektedir. Kanatlanıp yeryüzüne çıkan bu böceklerin çoğu diğer hayvanlara yem olmaktadır. Yem olmaktan kurtulmayı başaranlar ise, bir araya gelir ve koro halinde tiz seslerle öterler.

Bu böcekler, bütün gün ötebilme özelliğine sahiptir. İşin ilginç yani ise, bu sesler ağızdan çıkmadığı için öterken aynı zamanda yemek de yiyebilirler. Erkek böceklerin yanlarında ve kuyruk bölgelerinde bir adet ses çıkarma organı bulunmaktadır. Bu organ bir davul görünümündedir. Ortaya çıkan ses ise, kasların hareketiyle birlikte titreşme yoluyla meydana gelir.

Yazar: Erdoğan GÜL

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı GÖKÇE GÜROL yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Ağustos Böceği ve İlginç Özellikleri başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Pedagoji Ne Demektir?

Bir ülkenin geleceği adına en önemli noktalardan birini teşkil eden çocuklar, bir ülkenin gelecekte kalkınabilmesi ve gelişebilmesi adına oldukça önemlidir. Ülke ve toplum geleceği adına bu denli bir öneme sahip olan çocukların, toplum içerisinde ruhsal, fiziksel ve de duygusal durumları incelenmektedir. Pedagoji bilimi de bu durumdan doğmuş olan bir bilim dalıdır. Pedagoji bilimi, çocukların duygusal, zihinsel ve de sosyal gelişimlerini inceleyerek ruh sağlığı hakkında bilgiler edinmeye çalışan bir bilimdir.

Pedagoji bilim dalında uzmanlaşmış yani bu bilim dalıyla ilgilenen kişilere ise “pedagog” adı verilmektedir. Bakıldığında pedagojinin gelecek adına oldukça önemli etkileri bulunmaktadır. Bunun nedeni ise, bu bilim dalının çocukları ruhsal yönden inceleyerek onların tolum geleceği adına ruhsal açıdan sağlıklı bireyler yetiştirilmesine olanak sağlamasıdır. Doğumdan itibaren öncelikle ailede başlayan çocuk eğitimi, ülke devletleri açısından da büyük önem taşır. Bu nedenle ailenin yanında devletler de çocukların yetiştirilmesine katkılar sağlamaktadır. Ruhsal açıdan kaliteli bireylerin yetişmesi, ülke ve toplum geleceği açısından pedagoji bilimine oldukça sık başvurulması anlamına da gelmektedir.

İnceleme alanı çocuklar olan pedagojinin bazı alt dalları da bulunmaktadır. Bu alt dallar ise şu şekilde sıralanmaktadır:

*Orthopedagoji: Sosyal açıdan uyumsuz olan ve toplumda problemli olarak tabir edilen çocuklar bu alt dalda incelenmektedir. Toplumda dışarıya karşı olumsuz tutum ve davranışlar göstererek suç işleme potansiyeli olan çocuklar, pedagojinin bu alt dalı sayesinde analiz edilir ve sorunların çözümü için incelemelerde bulunulur.

*Eğitim Pedagojisi: Eğitim kavramı, doğumdan itibaren başlayan bir kavramdır. Bu kavram ilk olarak aile tarafından yürütülürken, daha sonra okullar ve çeşitli eğitim kurumları tarafından devam ettirilir. Eğitim pedagojisi ise, çocukların çeşitli dönemlerde aldığı eğitimlerde uygulanması gereken politikaların ve eğitim yöntemlerinin belirlenmesini sağlar.

*Antropedagoji: Antropedagoji, pedagojinin insan bilimi anlamına gelen antropoloji ile birleşmesi sonucunda meydana gelmiştir. Bu bilim, tarihsel süreç içerisinde önemli olan tarihsel kişiliklerin, davranışlarını, tavırlarını ve de tutumlarını incelemektedir.

*Transkültürel Pedagoji: Kültür kavramı ülkeden ülkeye, hatta bölgeden bölgeye farklılıklar gösterebilen bir kavramdır. Transkültürel Pedagoji ise; bir toplumda önemli olan kültür anlayışlarının çocuk yetiştirmeye ne denli etkisi olduğunu araştırmaktadır.

Son yıllarda toplumlarda çocuk haklarına ve de kaliteli çocuk yetiştirmeye olan bilinç son derece artmış durumdadır. Bu durum, ülke gelişmişliğe paralel olarak karşımıza çıkar. Gelişmişliğe de bağlı olarak son yıllarda artan bu bilinç, pedagoji bilimine olan başvuruları artırmış durumdadır. Öyle ki, bazı okullarda ve eğitim kurumlarında bazı pedagoglar kadrolu olarak çalışmaktadırlar. Bunun dışında bazı ebeveynler de çocuk yetiştirirken pedagoglara başvurarak profesyonel yardımlar almaktadırlar. Özellikle dikkat eksikliği ve sosyal uyumsuzluk gibi durumlarda, pedagoglara başvurmak önemli hale gelmektedir. Çocuk yetiştirme eyleminin oldukça zor bir eylem olduğu düşünüldüğünde, sosyal açıdan uyumlu ve ruhsal açıdan da son derece sağlıklı bireyler yetiştirmek uğraş ve sabır isteyen bir durumdur. Bu açıdan bakıldığında, pedagoji bilimi ebeveynlere destekler de bulunarak geleceğimiz olan çocukların her açıdan daha sağlıklı olarak büyümeleri için çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazar: Erdoğan Gül

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı BERRE SÜMENGEN yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Pedagoji Ne Demektir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



@Facebook.com Uzantılı Mail İster Misiniz?

Facebook son zamanlarda e mail servisi haberleri ile gündemdeydi. Google’a yeni rakip mi geliyor başlıklı yazıları son zamanlarda çokca görüyoruz.

Facebook CEO’su Mark Zuckerberg yaptığı açıklamada bu yeni servisin tam anlamıyla bir e mail servisi olmadığını belirtti. Bu açıklamanın yapılması aslında ortalıkta dolaşanan “Gmail Killer” sözünden kaynaklanıyordu. Facebook’un Google Gmail servisine savaş açtığı iddialarından dolayı Facebook Mail kulislerde Gmail katili olarak dolaşıyor. Microsoft”un da destek verdiğini duyduğumda bu söylemin pek de yanlış olmadığını düşündüm. Microsoft Bing ile Google’a rakip durumunda. E mail servisi konusunda da aynı rekabetleri var. Fakat Mark Facebook Mail’in farklı bir yapısı olduğundan bahsediyor.

www.facebook.com/rumuz şeklinde sayfaları olan kullanıcılara rumuz@facebook.com şeklinde e mail adresi verilecek. Tabi ki bu hizmet şu an davetiy sistemi ile işlemekte. Davetiye almak için Facebook hesabınıza girin ve arından bu bağlantıya tıklayın. Request invite butonuna basarak davetiye talebinizi iletebilirsiniz. Davetiye için ben de istekte bulundum. Servise erişebildiğimde kullanımı hakkında da bir yazımız olacak.

[flash http://www.bilgiustam.info/video/Facebook.flv]

Ayrıca Windows Live SkyDrive ile 25 GB’lık alana sahip olacaksınız..Burada fotoğraflar, dokümanlar gibi dosyalarınız saklanabilecek.Microsoft e mail alt yapısı ve web alanı noktasında devreye giriyor olacak.

Mark Zuckerberg iletişime yeni bir boyut kazandırma planları yapıyor. Bu plan doğrultusunda Facebook E-Mail hizmetini geliştiriyor. Sohbet ve mail arası bir servis olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal posta kutusu da diyebiliriz. Henüz servis açılmadan çok fazla yorum yapamasak da çığır açacağı kesin gibi görünüyor. Yaklaşık 600milyon kullanıcısı olan bir sitenin neler yapabileceği tahmin edilir…

Yazar: Mehmet Emre Baş

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı ERDEM GENÇOĞLU yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, @Facebook.com Uzantılı Mail İster Misiniz? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Blogküme: Kaliteli Bloglararası Destek Şebekesi

Blogküme, adından da anlaşılacağı üzere bir blog kümesi yani dizini gibi düşünülebilir. Site anasayfasında Blogküme dizininde kayıtlı olan bloglara girilmiş son 10 konu başlığı yayınlanıyor. Yapılmak istenen daha çok kaliteli blogların oluşturduğu bir sosyal imleme sitesini andırıyor. Şu an için kümede bet3.baturalptorun.com, dincerk.net, hasanyalcin.com, maddebagimlisi.com, marketallica.com, nahnu.org, punkreas.org, sanatlog.com, siberkultur.com, stilyasam.com ve vadiefe.com blogları yer alıyor. Blogkümeye dahil olmak için http://blogkume.com/oneri bağlantısındaki başvuru formunu doldurmanız gerekiyor fakat kabul edilmenin garantisi yok. Blogküme için çizilmiş maskot çok hoşuma gitti. Oldukça şeker bir görüntüsü olan arının karnı acıkmışa benziyor ve lezzet testinden sonra yaptığı, yemeğin leziz olduğunu gösteren bir başparmak işareti ile de konsepte uygun gözüküyor. Tebrikler.

Blog mecrası için yapılacak her türlü girişime destek vereceğimizi buradan bir kez daha belirtmek istiyorum. Türkçe içerik konusunda bu kadar zayıf durumdayken elimizi taşın altına koyma vakti geldi de geçiyor diye düşünüyorum. Eğer birşeyler üretebileceksek bunun üzerine kafa yorarak uygun şekilde insanlara ulaştırmak gerektiği inancındayım. İşte bu noktada birşeyler üretip konusunda sivrilen kaliteli blog sitelerini bir arada toparlayacak ve daha çok kişinin haberdar olmasını sağlayacak platform ihtiyacı her geçen gün daha fazla hissedilir olmuştu. Çünkü yeni şeyler göreyim ve blog sitelerine bir göz atayım diye Bloxoo’yu kullanmak istediğimizde, yüzlerce çöp blog arasından birşeyler bulmaya çalışıyoruz. Umarım Blogküme amaçladığı doğrultuda sağlam adımlarla ilerler ve Türk blog camiasına faydalı olur.

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı TUBA ERDEM yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Blogküme: Kaliteli Bloglararası Destek Şebekesi başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Borussia Dortmund Nasıl Bir Kulüptür?

Ballspielverein Borussia 09 e.V. Dortmunda ya da bilinen adıyla Borussia Dortmund, Almanya’nın ve Avrupa’nın en büyük 20 kulübünden biri olarak bilinmektedir. Külüp, Almanya’nın North Rhein Westphalia Eyaleti’ne bağlı Dortmund şehrini temsil eder. Borussia Dortmund birçok spor dalında faaliyet gösteren bir kulüp olmasına karşın en büyük başarılar futbol bazında elde edilmiştir. Borussia Dortmund, Almanya’nın en üst ligi olan Bundesliga’da yer almaktadır ve bu Ligi en büyük rakibi Bayern Münih’in, Schalke, Mönchengladbach’ın ardından en çok kazanan takım olarak da kayıtlara geçmiştir. Borussia Dortmund 8 kez Bundesliga’da sezonu zirvede bitirmeyi başarmıştır. Kulübün domestik tarihi incelendiğinde 1950 sonrası ciddi bir başarının geldiği görülmektedir. Bu tarihten önce ise Borussia Dortmund’un herhangi bir Bundesliga şampiyonluğu bulunmamaktadır. Bundesliga’da elde edilen başarılar kadar Almanya Kupası’nda elde edilmiş 2 zafer de kulübün prestijine prestij katan en önemli başarılar arasında gösterilmektedir. Elde edilen bu iki büyük zafer haricinde çok defa final oynanılması da Dortmund’un oldukça önemli kabul edilebilecek başarıları arasında gösterilmektedir.

Borussia Dortmund 1909 yılında kurulmuştur. Kulubün ulusal başarısının yanı sıra UEFA organizasyonlarında elde ettiği ciddi başarılar vardır. Borussia Dortmund 90’lı yıllarda Avrupa’da hatırı sayılır başarılar elde etmiştir. 1997 yılında UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kazanarak oldukça büyük bir başarı elde etmiştir. Dortmund’un UEFA Şampiyonlar Ligi dışında UEFA Kupa Galipleri Kupası ve Kıtalararası Kupası da vardır. UEFA Kupa Galipleri Kupası’nı 1966 yılında kaldırırken hem de Bundesliga kupasını da kaldırarak o yıl duble yapmıştır. Borussia Dortmund’un başarılarının sırrının dünyanın en güzel stadı olarak adlandırılan Signal Iduna Park olduğu söylenmektedir. Öyleki kulüp 2000’lı yılların ortalarında finansal krize girmiş ve stadını satmak zorunda kalmıştır.

Arma ve isim hakkını da satmakla karşı karşıya kalan kulüp ciddi bir finansal programa tabi tutulmuş ve bu program sayesinde yükselişe geçerek stadını geri satın almış ve iki kez Bundesliga şampiyonluğu da alınmıştır. Bu dönemde Borussia Dortmund Avrupa kupalarında da önüne geleni devirmeyi başarınca 2013 yılında UEFA Şampiyonlar Ligi’nde final oynamayı başarmıştır. Finalde ezeli rakibi Bayern Münih ile karşılaşan Borussia Dortmund, son dakikada yediği golle kupayı kaptırmıştır. Bu dönemde birçok yıldız futbolcu da yetiştiren kulüp satışlardan elde ettiği hatırı sayılır geliri alt yapıya harcama yolunu seçmiştir. Bunun yanında Robert Lewandowski gibi bedelsiz olarak da kulüpten giden birkaç futbolcu olmuştur. Bu futbolcuların yaklaşık değerinin 80 milyon Euro olduğu sanılmaktadır.

Dünya çapındaki alt yapısıyla İlkay Gündoğan, Nuri Şahin, Hummels gibi futbolcularında yetişmesine katkıda bulunan Borussia Dortmund yoluna bu tür alt yapı oyuncularını yetiştirerek devam etmeyi amaçlamaktadır. 2014/15 sezonunda ciddi bir düşüşe geçen takımın 8 yıllık teknik direktörü olan Jürgen Klopp, görevini bırakacağını açıklamıştır.

Yazar: Emir Karasu

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı TAHSİN İSPİR yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Borussia Dortmund Nasıl Bir Kulüptür? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Sanyo Innuendo Fark Yaratmaya Geliyor

Sanyo, geçen yılın sonlarına doğru yüzde 50,2'lik hissesini yaklaşık olarak 4.5 milyar dolara Panasonic şirketine satmıştı. Bir önceki modelinde Incognito adını verdiği cep telefonu ile oldukça ses getirmiş olan Sanyo, şimdide Incognito'nun bir üstü modeli olan Innuendo'yu piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

Telefonun görünümü için oldukça şık bir tasarım düşünülen Innuendo'da, bir önceki modelde yapılan bazı hatalar tekrarlanmamış. Sanyo, Incognito modeli ile bilişim dünyasında ne kadar ses getirmiş olsa da birtakım teknoloji uzmanlarından geçer not alamamıştı. Bunun akabinde Incognito'nun sadece önemli özelliklerini alarak Innuendo'ya ekleyen Sanyo, mevcut özelliklerinde üstünde eklentiler ile daha geniş kitleye yayılma düşüncesini amaç edinmiş durumda.

Dokunmatik ekranın entegre edildiği Innuendo, önceki modelde bulunan 2 megapiksel çözünürlükteki kamerasını yeni modelde 3,2 megapiksele çıkarmış. 3G desteği de bulunan modelde, bunun yanında microSD desteği ve mp3 çalara da yer verilmiş. GPS ve bluetooth özelliklerinin de unutulmadığı Innuendo'da, sosyal paylaşım siteleri için özel ara yüzler eklenmiş. Tasarım ve önemli özellikleri ile beğeni oranının ne kadar olacağı henüz belli olmasa da, beğeni kısmına etki edecek durumun fiyatı olacağı düşünceleri çoktan yayılmış.

Yazar: Tuncay Yalçınkaya

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı SEYİT KAYRUL yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Sanyo Innuendo Fark Yaratmaya Geliyor başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.

Osteoporoz(Kemik Erimesi) Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yolları Nelerdir?

Osteoporoz kelimesi Latince de kemik anlamına gelen "Os" ve Yunanca da delik anlamına gelen "Poroz" ikilisiden oluşur.Halk arasında Kemik Erimesi olarak da bilinen Osteoporoz genel tanımıyla kemiklerin kendi içlerindeki mineralleri(özellikle kalsiyum) kaybederek zayıf,güçsüz ve kırılgan bir yapı alması durumudur.

Dünyada kemik erimesi oranı kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür.Öyleki bu oran %80' lere kadar çıkabilir.Bu durumun görülmesinin başlıca nedenlerini en genel tabiriyle şu şekilde  sıralanabilir;

1-Kemik gelişimi sırasında erkeklerde olan  kemik kütlesi oranının kadınlara göre daha fazla olması,
2-Kadınların erkeklere göre daha uzun süre yaşamaları,
3-Erkeklik hormonu olarakta bilinen testosteronun kemikler üzerindeki koruyuculuk etkisi,
4-Menapoz döneminde kemik yıkımının artması(Erkeklerde bu döneme eşdeğer bir dönem yoktur).

Hastalığın Belirtileri
Yapılan araştırmalar gösteriyorki hastalığın başlangıç aşamasında bireyde hiçbir şikayet gözlenmiyor.Ancak hastalık ilerledikçe;

1-Bel ve sırt ağrısı,
2-Omurga da kırıklar,
3-Boyda kısalma,
4-El bileklerinde kırıklar,
5-Kaburga ve kalça kemiklerinde kırıklar,
6-Sırt kamburlaşması,omuzlarda yuvarlaklaşma,
gibi şikayetler görülmektedir.

Risk Faktörleri    
Kemik tıpkı arı peteğine benzer bir yapıya sahiptir,ve başta kalsiyum olmak üzere birçok minerali depolama özelliğine vardır.Yediğimiz yiyeceklerden aldığımız kalsiyum belli bir yaş aralığına kadar (20-25 yaş) kemikleri güçlendirme özelliğine sahiptir.Ancak bu yaştan sonra kemik yapımı kemik yıkımından az olduğu için kemikler güçsüzleşmeye başlar.30'lu yaşlarda kemik kütlesi "Tepe Kemik Kütlesi" denen en yüksek değerini alır.Bu yaşlarda ulaştığımız Tepe Kemik Kütlesi ve yaşlanınca başlayan kemik kaybının hızı bireyin Kemik Erime riskini belirler.Bu veriler  kimin bu hastalığa yakalanacağını gösterir,ancak hastalığa yakalanma riski şu durumlarda artış gösterir;

1-Sigara ve alkol tüketimi,
2-Ailede kemik arimesi geçirmiş hastanın bulunması(özellikle annede kalça kırığı),
3-Eklem rahatsızlıkları(özellikle iltihaplı eklem romatizması),
4-Kalsiyum ve D vitamini eksikliği,
5-Erkeklerde  testosteron seviyesinde düşüklük,
6-Hormonal hastalıklar(Özellikle Paratiroid ve Tiroid hormonları),
7-Astım hastalığının bulunması,
8-Bunama,
9-Egzersiz ve spor alışkanlığının olmaması,

Bahsettiğimiz bu faktörlerden biri yada daha fazlası bireyde bulunuyorsa Kemik Erimesi hastalığına yakalanma riski fazladır.

Tedavi Yöntemleri
Osteoporoz yanlızca ilaç kullanarak giderilebilecek bir hastalık değildir,Yaşam biçiminde ciddi değişiklikler gerektirir.Bunların başında;

-Egzersiz,fiziksel aktivite,spor yapılmalı,
-Yeterli dengeli ve hastalığa uygun beslenilmeli(Özellikle Kalsiyum açısından zengin besinler),
-D vitamini alımına özen gösterilmeli ve eğer gerekirse laçlarla takviye edilmeli,
-Gün ışığında 15-20 dakika kalınmalı,
-Bireyin düşmelerini engellemesi için tedbirler alınmalı.

Bahsettiğimiz tedavi yöntemlerinin bazı durumlarda uzun süre devam ettirilmeleri gerekir.Bu yüzden tedavi süresince sabırlı olunmalı ve uygulanan tedavinin sonuçları beklenmelidir.

Son bir not olarak; bilim adamları kemik erimesine karşı kemik oluşumunu gerçekleştren bir aşı geliştirdiler.400 kadın üzerinde yapılan çalışmada olumlu sonuçlar alındı ve ilacın gelecek 3 yıl içinde piyasaya sürülebileceği duyuruludu. Detaylar için tıklayın.

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı NEBAHAT EKE yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Osteoporoz(Kemik Erimesi) Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yolları Nelerdir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



LG 3D Monitör Lansmanı

LG firmasının Türkiye’de piyasaya sürdüğü 3D Cinema teknolojisinin lansmanına geçtiğimiz haftalarda katılmış ve izlenimlerimizi paylaşmıştık. Bugün de LG Türkiye 3D ve LED monitörlerinin lansmanı için İstanbul Rumeli Hisarı’nda bloglar için güzel bir kahvaltı programı düzenledi. Etkinlikte çok sayıda blog yazarı arkadaşlarla tanışmak ve teknoloji üzerine sohbet etme fırsatı yakaladık. Monitörden bilgisayara, tablet cihazlardan telefonlara her türlü alanda deneyimlerimizi biribirimizle paylaştık. Kahvaltı sonunda LG den yetkililer sunumlarla D2342P (3D) ve E2381 (Led) modeli cihazları tanıttılar.

Led monitörün en belirgin özelliği 11.9mm kalınlığa sahip olması. Bu kalınlık monitörlede bulunan standart girişler için yetersiz olduğundan tüm bağlantılar taban bölümüne yerleşitirilmiş. Böylece daha şık bir görünüm elde edilmiş. Monitörün sahip olduğunu Süper Çözünürlük özelliği sayesinde düşük çözünürlükteki görüntüleri tam ekran izlediğinizde oluşan kalite kaybı en aza indirmek amaçlanmış. Bunun harici E2381 diğer rakipleri ve Lcd monitörlere göre %55 daha enerji tasarrufu sağladığından oldukça çevreci bir ürün olma özelliğini taşıyor. 1920×1080 çözünürlük, 5ms tepki süresi, 10.000.000:1 kontrast oranı, yansıma önleyici ekran yüzeyi gibi özelliklere sahip LG E2381 ‘yi beğendiğimiz söyleyebilirim.

Ektinlikte tanıtılan diğer bir cihaz da 3D Monitör olan D2342P modeliydi. LG nin Cinema 3D teknolojisinin monitörlere uygulanmış hali. 23inch, 1920×1080 çözünürlük, 5ms tepki süresi, 5.000.000:1 kontrast oranı gibi teknik özelliklerinin yanı sıra üstün 3D özellikleri de bu monitörün artılarından. Sertifikalı titreşimsiz görüntü, 2D -> 3D dönüşümü sağlayan teknolojisi, LED monitörlere göre %25 daha fazla enerji tasarrufu, yüksek parlaklık oranı, enerji gerektirmeyen, gözleri rahatsız etmeyen, şık ve uygun fiyatlı 3D gözlüklere sahip olması LG D2342P’nin eski sistemlere göre üstün özellikleri olarak söyleyebiliriz. Film izlemek ve oyun oynamak oldukça zevkliydi. Bu monitörlerden dataylı test yapma imkanı bulursak, yukarıda bahsettiğimiz tüm özellikleri daha kapsamlı şekilde sizlerle paylaşmayı umuyoruz.

#gallery-1 { margin: auto; } #gallery-1 .gallery-item { float: left; margin-top: 10px; text-align: center; width: 25%; } #gallery-1 img { border: 2px solid #cfcfcf; } #gallery-1 .gallery-caption { margin-left: 0; } /* see gallery_shortcode() in wp-includes/media.php */

Kahvaltı boyunca keyifli sohbetleri için Ersin Koç, Sabri Küstür, Kahraman Uğurlu, Emrah Eski, Hamza Şamlıoğlu ve diğer arkadaşlara teşekkürler. Başka bir etkinlikte görüşmek dileğiyle.

    





Merhabalar 7 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı DEVRAN GÜMÜŞTAŞ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, LG 3D Monitör Lansmanı başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Joomla Kuruyoruz

Bir önceki yazımda Joomla hakkında bir kaç temel bilgi vermiştim. Bu yazımda joomla’nın nasıl kurulacağını anlatacağım. Joomlayı kurmak için bir alan adı ve hostinge ihtiyacımız var.  Alan adını ve hostingi sorunsuz istiyorsanız İhlas Telekom‘u tavsiye ederim. Kuruluma geçelim.

Kurulum

Joomlanın türkçe son sürümünü şuradaki bağlantıdan indirebilirsiniz.  İndirdikten sonra bir ftp programı aracılığı ile (tavsiye:cute ftp) joomla dosyalarını siteye gönderiyoruz.  Hostunuz linux ise public_html klasörüne windows ise httpdocs klasörüne atınız. Attıktan sonra veritabanımızı oluşturalım.  Linux hosting kullanıyorsanız siteninizin sonuna /cpanel windows kullanıyorsanız sitenin sonuna :8443 yazınız.  Ardından mysql databases (mysql veritabanları) sekmesine tıklayıp yeni bir veritabanı oluşturuyoruz. Mysql kullanıcı adınız bilgiustam ise  veritabanı adını bilgiustam_benimverim şeklinde gözükecektir.  Bu işlemleri plesk panelindende bu şekilde gerçekleştirebilirsiniz.

Daha sonra web sitemize giriyoruz; site sizi installation bölümüne yönlendirir.  Dil seçimi, lisans gibi bölümleri geçtikten sonra sizden veritabanı yapılandırmasını isteyecektir.

Veritabanı Türü: mysql
Sunucu Adı: localhost (%99 böyle olacaktır.)
Kullanıcı Adı: bilgiustam
Parola: benim şifrem
Veritabanı Adı: bilgiustam_benimverim

Bunları yaptıktan sonra ftp ayarlarınızı isteyecektir; bu kısmı daha sonra da yapmanız mümkündür. İleri seçeneğinden sonra admin panel şifresi ve mail adresinizi girip kurulumu bitirebiliriz.  Kurulumu bitirdikten sonra ftp’ye girip installation klasörünü silmeniz gerekir;  silmediğiniz takdirde siteniz online gözükmeyecektir. Evet kurulum bu kadar; admin paneline (bilgiustam.com/administrator) şeklinde girebilirsiniz. İlerleyen yazılarda modül paylaşımları ve bileşenler hakkında sizlere bilgi vereceğim.

    





Merhabalar 6 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı GÜLAY GEZİCİ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Joomla Kuruyoruz başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Toshiba’dan 512GB lık SSD Disk

Toshiba firması SSD (solid state disk) alanında yaptığı çalışmalarının vardığı son nokta 512GB lık 43nanometre teknlojisi ile üretilmiş olan SSD disk. 2.5 inch boyutundaki diskin (şuanki taşınabilir bilgisayarlarda kullanılan hard disk boyutlarında) 64GB, 128GB, 256GB kapasitedeki modelleri de mevcut.

512GB lık üründeki avantajlar boyutlarının haricinde veri yazma/okuma hızları. Saniyede 240mb okuma ,  200mb yazma hızına sahip. Bu yüksek perfomansının yanında AES data şifreleme ile verilerin güvenliği sağlanmakta.

Toshiba firmasından Kiyoshi Kobayashi “SSD teknolojisi hızla büyüyen bir teknoloji. Piyasa ihtiyaçlarına göre daha performanslı ve daha kapasiteli ürünlere olan ihtiyaç artmakta. 43 nm teknolojisi ile SSD ürünlerinin son kullanıcıların daha rahat satın alabileceği bir fiyat/performans oranına inecek. ” şeklinde açıklamada bulunmuş.

Şuanda taşınabilir bililir bilgisayar pazarının %10 gibi bir oranda bulunan SSD harddisklerin 2012 de %25 olacağı tahmin ediliyor.

    





Merhabalar 6 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı ŞERİFE ARSLANGİRAY yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Toshiba’dan 512GB lık SSD Disk başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Mentol Nedir? Faydaları ve Kullanım Alanları Nelerdir?

Mentol; nane şekeri, nane tozu ve diğer nane familyalarının yağlarında bulunmaktadır. Kimyasal ismi "menthol", ticari ismi ise "mentol" olarak geçmektedir. Dokunulduğunda yağsı bir yapıdadır ve oda şartlarında katı halde bulunan bir moleküldür. Vermiş olduğu ferahlık ve serinlik hissi ile her zaman tercih sebebi olmuştur.

Mentol Nerelerde Kullanılır?
Şekerlerde, sakızlarda, kağıt mendillerde ve sigaralarda aroma olarak kullanılmasının yanı sıra hafif boğaz ağrılarında, ağız ve gırtlak tahrişlerinde kısmen tedavi edici özelliği vardır. Özellikle öksürük şuruplarının içeriğinde bulunan mentol, tedavi edici özelliğine örnek olarak verilebilir.

Solunum yollari ağrılarında, kas agrisi, eklem burkulmalari gibi durumlarda mentollü kremler çoğu zaman işe yaramaktadır. Hatta mentol güneş yanığı, ateş yüksekliği, bulantı, ishal, hazımsızlık, baş ağrısı, soğuk algınlıkları için reçete olabilir. Tüm bunlara ilaveten ağız temizliğinde kullanılan pek çok ürün içerisinde de mentole rastlanır.

Aşırı Mentol Kullanımının Zararları Nelerdir?
Özellikle saunalardaki buhar odalarında moda haline gelen mentol kürleri, hastalıklardan kurtulmak için uygulanmaktadır ve alternatif tedavi arasında ilk sıralarda yer almaktadır.
Fakat her şeyde olduğu gibi mentol kullanımında da aşırıya kaçmamak gerekir. Örneğin fazla kullanılan mentol zamanla boğazda kuruluğa ve tahrişe sebep olabilir ve bu da zamanla
boğazı bir nevi enfeksiyonların hedefi haline getirir. Kullanılan pastillerin dahi zamanla boğaz kuruluğu oluşturabildiği görülmektedir. Ayrıca çok fazla tüketimi mentol zehirlenmesi gibi bir durum oluşturuyor olsa da düşük toksitesi vardır. Olumsuz etkileri nadirdir.

Mentolün Yapısı ve İzomerleri

Mentol,  C10H20O formülüne sahip bir moleküldür.  Mentolün doğada birçok izomeri bulunmaktadır.

Mentol organik bir alkoldür. Birçok streokimyasal izomerinin yanında, doğal olanı (-)-L hali  yani  (-)-mentolüdür.


Mentolün Verdiği Serinlik Hissinin Sebebi Nedir?
Mentol, dilimizdeki ve derimizdeki ısı reseptörleri ile etkileşime girerek, serinlik hissinin oluşmasına sebep olmaktadır. Çoğu cildin soğuk reseptörlerinin uyarılması ile ilişkilidir. Bu durumda deri sıcaklığı değişmez sadece sıcaklık değişim hissi oluşturur. Tamamen fizyolojik bir durumdur. Tabi ki uzun süreli kullanım durumunda reseptörler hassaslığını yitirmekte ve serinlik hissi alışılmışlığa dönüşmektedir.Günümüzde bu fizyolojik durumun tam anlamıyla mekanizması bilinmemekte. Ancak bazen etanol veya metanol ile karıştırılabilmektedir. Ayrıca mentolün sarhoşluk yapan bir alkol olduğu da unutulmamalıdır. Mentollü birçok ürün terapatik özellikleri ile bir çok alanda kullanılmaktadır. Günümüzde sentetik olarak üretilebilmektedir.

Mentollü Sigaraların Etkileri Nelerdir?
Mentol, boğaz tahrişlerini azaltmak amacıyla bazı sigaralarda katkı maddesi olarak kullanılır.

Özellikle gençler arasında yapılan araştırmalarda aromatik sigaraların bağımlılığı artırdığı gözlemlenmiş ve mentollü sigaralar burada başı çekmektedir. Yirmi yaş altı gençlerin yaklaşık yüzde 45'i aromatik sigaralara daha fazla heves etmektedir. Ve bu da sigara satışlarını önemli ölçüde artırmaktadır.

Ayrıca mentollü sigaralar dumanın daha fazla ciğerlerde tutulmasına sebep oluyor. Bu da bağımlılığın artmasında bir etken oluşturuyor. Amerikalı bilim adamlarının yapmış oldukları araştırmalar, mentollü sigaraların daha çok bağımlılığa neden olduğunu ve bırakılmasının güçleştiğini ortaya koyuyor. Bu da; aslında sigaranın neden olduğu boğaz tahrişinin azaltılması amacıyla geliştirilen mentollü sigaraların, diğerlerine göre daha zararlı olduğunun kanıtıdır.

Mentol Yağının Faydaları?
Mentol yağının soğuk algınlığı ve grip gibi durumlarda görülen yüksek ateşe karşı etkili olduğu kanıtlanmıştır. Nezlenin kısa süreli tedavisinde ve migren benzeri baş ağrılarında kısa süreli kullanılabilmektedir. Ayrıca gebelik ve yolculuk sırasında oluşan mide bulantılarına karşı da etkili olduğu söylenebilir. Bazen kullanımı sinir sistemini güçlendirebilir ve  gerginlikleri yatıştırabilir. Adet görme sürecinde ağrıları bir süreliğine dindirebilme özelliği de göstermektedir.

Yazar: Meltem Türk

    





Merhabalar 6 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı YUNUS OĞUZTÜRK yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Mentol Nedir? Faydaları ve Kullanım Alanları Nelerdir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



Onlardan Neyimiz Eksik?

Ölüm çok hücreliliğin doğal bir bedelidir. Tek hücrelilere teoride ölüm kavramı yok, hatta tek hücrelilerin bir araya gelerek oluşturdukları kolonilerde ölüm kavramı yok. Bunun temel sebebi koloniyi oluşturan hücrelerin iş bölümü yapması, bir hücre görevini yapamaz duruma geldiğinde yerini hemen başka bir hücre alıyor. Bu da ölüm kavramını ortadan kaldırıyor.

Peki insanlar bunu neden gerçekleştiremiyor? Çünkü vücudumuzdaki hücreler birbirinden çok farklı, görevini yapamayacak duruma gelen sinir hücresinin yerini bir doku hücresi alamıyor.

Fakat doğada bulunan bazı çok hücreliler bunu gayet güzel yapabiliyor. Solucan, kertenkele, semenderler bunun en iyi örneklerinden.Bu canlılarda, kaybedilen vücut bölgesinin yeniden oluşturulması için hasarlı bölgedeki hücreler “kök hücre” özelliğine dönüş yapıyorlar. Bir nevi “fabrika ayarlarına dönüş” gibi. Fakat semenderler, kertenkeleler bunu gerçekleştirirken biz niye gerçekleştiremi yoruz? Bunları kullanacak mekanizmadan mahrum muyuz?

Bir kısım araştırmacıya göre, bu yetenekten tamamiyle mahrum değiliz. Bu yetenek genlerimizde var fakat genlerimiz rejenerasyon yapmamayı seçiyor, eğer bu genler doğru bir şekilde uyarılabilirse bizim de başarıyla organ ve dokularımızı rejenerasyon ile yenileyebileceğimizi düşünüyorlar. Deri, mukoza, damarlar ve kemik iliği gibi hücrelerimizin iyi rejenere olmasına karşın kas, akciğer ve beyin hücrelerinde rejenerasyon yeteneği yoktur. Eğer bu hücrelerden biri ölürse yerini sikatris dokusu doldurur fakat bunun sonucunda ilgili organın çalışma yeteneği düşer.

Rejenerasyon yeteneğimizin bu kadar gerilemiş olmasının en önemli nedeni, tabi ki böylesine özelleşmiş hücrelere sahip oluşumuz, fizyolojik özelleşme ne kadar fazlaysa, rejenerasyon yeteneği de o kadar azalıyor. Fakat bizlerde de aslında hiçbir rejenerasyon gercekleşmiyor diyemeyiz. Kesiklerin kapanması, kırıkların ya da yanıkların iyileşmesi de aslında birer rejenerasyondur. Hatta hasar gören parmak uçlarının da çoğu zaman yenilenebildiği söyleniyor, ama bu yenilenme eskisi gibi birebir olmayabiliyor

Yine de, araştırmalar insanlara semenderler gibi bir rejeneraston yeteneği kazandırmaya kararlılar.

 

    





Merhabalar 6 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı SELİN ORUÇ yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, Onlardan Neyimiz Eksik? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.



İnterkonnekte Sistemi Nedir?

Bir ülkenin tamamının ya da belirli bölgelerin elektrik enerjisi gereksinimini karşılayabilecek bir biçimde, üretimle tüketim merkezleri arasındaki enerji alışverişini sağlayan enerji taşıma sistemidir.

Çağdaş elektriklendirme de elde edilen ilerlemeler, her bir bölgenin kendine özgü bir elektrik santralına sahip olmasının her zaman amaca uygun olmadığını, buna karşın elektrik santralarının en uygun koşulları gösteren yerlere kurulmasının doğru ve daha ekonomik olacağını göstermiştir. Örneğin, linyit kömürüyle çalışan bir termik santralın kurulmasında, bu santralın alabildiği kadar linyit yataklarına yakın olması ve gerekli soğutma için yakınlarda bir akarsuyun bulunması göz önüne alınır. Aksi halde kömürün santrala kadar taşınması gibi sorunlarla karşılaşacak ve dolayısıyla enerjinin üretimi ekonomik olmayacaktır. Bu ve bunun gibi nedenlere bağlı olarak termik koşulları gerçekleştiren en uygun yerlere elektrik santrallari kurulur ve bunlar birbirlerine gerilim gruplarına göre bağlanarak bir enerji ağı kurulursa, artık her yöre için bir elekrik santralının yapılmasına gerek kalmaz.

İnterkonnekte sistemin yararları; santralların kurulma, işletme, yakıt masraflarının düşük ve enerjinin trafolarda dönüştürülme veriminin yüksek olmasıdır. Ayrıca santrallardan herhangi birinin arızalanması halinde yörenin elektriksiz kalma olasılığı çok azdır. Buna karşın, interkonnekte sisteminde bir kısa devre olduğunda, kısa devre akımları çok büyük olur ve bu nedenle çok büyük devre kesiciler kullanma sorunu ortaya çıkar.Bu sakıncasının yanısıra interkonnekte sisteminde bir kısa devre olduğunda, kısa devre akımları çok büyük olur ve bu nedenle çok büyük devre kesiciler kullanma sorunu ortaya çıkar. Bu sakıncasının yanı sıra interkonnekte sisteminde bir kısa devre oluştuğunda, kısa devre akımları çok büyük olur ve bu nedenle çok büyük devre kesicilerin kullanılma zorunluluğu ortaya çıkar. İnterkonnekte sisteme katılan tüm santralların, frekanslarının aynı olması gerekir. Bu nedenle sistemde çok dikkatli bir senkronizasyonun yapılması zorunludur. Yurt çapında interkonnekte sistemin kurulmasına 1945'ten sonra başlanmıştır. Türkiye'deki interkonnekte sistem 3 gruba ayrılır.

1.Kuzeybatı Anadolu interkonnekte sistemine bağlı santrallar:
a) Ana Santrallar: Çatalağzı Termik Santralı. Gökçekaya Hidroelektrik Santralı, Tunçbilek Termit Santralı, Ambarlı Termik Santralı, Sarıyar Hidroelektrik Santralı,
b)Müşteri Santralları: Silahtarağa Termik Santralı, Ereğli Termik Santralı, Karabük Termik Santralı, Bursa-Merinos Termik Santralı.

2.Batı Anadolu interkonnekte sistemine bağlı santrallar:
a) Ana Santrallar: Soma Termik Santralı, Demirköprü Hidroelektrik. Santralı, Kemer Hidroelektrik Santralı
b) Müşteri Santralları: Denizli Hidroelektrik Santralı, Izmir ESHOT Santralı.

3.Orta Anadolu interkonnekte sistemine bağlı santrallar:
Hirfanlı, Kesik-köprü, Göksü, Sızır, Bünyan, Keban Hidroelektirik santralları.

Kaynakça:
www.elektrikuretimi.org
www.normenerji.com.tr

Yazar: Doğan Bülbül

    





Merhabalar 6 Haziran 2016 tarihli bu bilgi verici yazımızı EDA YALÇIN yazarımız Bilgi Ustamız sitemizde, İnterkonnekte Sistemi Nedir? başlıklı konu hakkında bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı kendisine teşekkür ederiz.